ANA SAYFA   ÖDEV EKLE   İLETİŞİM   EN YENİLER   DERS SİTESİ   TOP 100   YGS Puan Hesaplama   KIZ OYUNLARI   Şimdi 76 Kişi Ödevde
 
 
          Ödev Ara                    
 
Oyunlar
Bazen De Umuda Çağırır Zil Sesleri
Hit: 270      Tarih: 2010-01-19       Ekleyen: blackprens
odevindir »Bazen De Umuda Çağırır Zil Sesleri

Bazen De Umuda Çağırır Zil Sesleri

Bazen De Umuda Çağırır Zil Sesleri


Eylül ayıyla birlikte sıkışarak gelen bir telaş vardır. Herkes sanki bir yerlere sözü varmış gibi kendini çok sıkışık hisseder bu ayda.Tarla ve çayırlar yeniden doğanın yalnızlığına terkedilmiş, yaylalar daha uzun aralı kavuşmalar dileğiyle bir sonraki buluşmanın merhametine bırakılmıştır. Her şeyin bir sonu var sözünün, insana tabiat tarafından haykırıldığı hüzünlü bir çığlık gibidir eylül ayı. Dağlar sararmaya başlamış, bostanlar önemini yitirmiş, biçilen tarla ve çayırların terkedilmiş yalnızlığı vefa arar gibi gözlerinize batmaya başlamıştır. Dallarda elma ve armutların görkemli şovları hl sürse de, ne yazık ki eylül ayı kış denizinin kıyısına çekildiğimiz son tatlı su güzergahıdır. Galiba biraz da yazdan hareketli gelmenin hızını alamama durumudur eylül ayındaki telaşımız. Kos koca bir ekim ayı dururken "Eylülünden başlar dağlar beyazlar / Buzlu göllerinde uçuşur kazlar" demenin ne anlamı varEvet, sağır sultan da bilir ki memleketimize kar erken yağar. Ama, ekim ayında yağacak kadar da yüzü kara değildir bizim oranın karının!

Rençperlikte meydan okuduğum seksenli yıllarda benim telaşım ise çok daha farklı nedenlere dayanıyordu.Traktörün sadece 'patos ' denilen parçasının işe yaradığı döneme kadar dövenle ezilen buğdaylar, harman döneminde köylünün en fazla zamanını alan işlerden biriydi. Hele bir de yağmurlar araya girmişse, okullar açılmadan işleri bitirmeniz imkansız gibiydi.Tarladan getirilen başakların harmanda beklemesi çok ciddi bir dertti. Bir kere her an yağmur yiye bilirdi bu saplar. Yağmur gördükten sonra bunları tekrar kurutmakta ayrı bir çaba ve zahmeti gerektiriyordu. Hele bir de harmanları dar olan insanları düşünün…O başakları dağıtıp, kurutmaya çalışmak dünyanın en meşgaleli işine dönüşürdü. İsyanlar, küfürler gır giderdi. Yağmur da inadına yağardı böyle anlarda. Okula gideceksiniz. İşleri bitirmek istiyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki siz gidince babanızın sırtına kalacak bu işler.Yine biliyorsunuz ki onu, on yaş daha ihtiyarlatacaktır üzerindeki bu yük. Buna gönlünüz nasıl razı gelirEğer işler bitmemişse sınıfta, ders anında da tadınız yoktur. Aklınız hep saplarla yığılı duran o harmanda kalır. Böyle anlarda işin en zor olanı da sınıftan yaz tatiliyle ilgili bir kompozisyon yazılmasının istenmesidir. Bilirsiniz Yılmaz Erdoğanın Vizontele adlı filmi böyle bir kompozisyon ödeviyle başlar. Her günü bir sinema filmi olacak köylü çocuğuna,"Tatili anılarını kompozisyon şeklinde yaz." diye öedev veren öğretmeni, fazla değil, sadece bir gün köyde çalıştırmak varmış…Uçurumların başında takla atarak öküzlerin hayatını ölümle burun buruna getiren kağnı arabasının öyküsünü mü anlatacaksınDimdik yokuşlardan her an hızlanıp uçurumlara fırlayacak traktörlerin kabus dolu seferlerini miHangi biri sığar ki o kompozisyon kağıdınaZaten bu tür yazılılarda şehirlerde yaşayan arkadaşlarımız daha başarılıydılar.Çünkü yazılıda tanınan süre onlara yetiyordu.Oysa bir ders süresi olan kırk dakika, yaz tatilini düşününce bir köylü çocuğunun biraz mantıklı yazması için bekleme süresi olabilirdi ancak!

İşlere köyde kaldığı yerden devam edenler için yorulmanın dışında bir şey olmazdı. Ama o yoğun tempolu rençperlik uğraşısından sonra, tırpanı, urganı, dirgeni,y abayı ve çubuğu bırakıp kalem tutmak biz köylü kökenli öğrenciler için ayrı bir dertti. O hızlı tempoyu aniden durdurup, sınıfta bir sıraya oturarak ders dinlemek çok zorlu bir uğraş gerektiriyordu.Sıraya oturur oturmaz tatlı bir rehavet basıyor, vücut dinlenme moduna girerek uykuya zorluyordu. On altı, on yedi yaşındaki bir lise öğrencisinin sınıfta uyurken öğretmen tarafından uyarılması, kızların duyacakları hoş bir durum değildi. Belki kız arkadaşlarımız öyle düşünmemiş olabilirlerdi ama bizim için durum böyleydi. Delikanlı adam sınıfta uyur muMaalesef köylü çocukları ancak kasım ayından sonra bellerini doğrultarak delikanlı olmaya çalışıyorlardı. Ondan öncesi vücudumuzdaki yara ve berelerin iyleşme, yorgunlukların giderilme dönemiydi. Ellerimiz nazik bir merhabaya her zaman utangaç, yüzümüz aylarca kırda, bayırda, yadda, yabanda bulunmanın etkisiyle soyularak tebessümlü bir bakışa kapalıydı. Ancak haziran ayı geldiğinde bir kız arkadaşımızın yüzüne doya doya bakacağımız cesareti yakalayabiliyorduk ki, o zaman da pebbuk kuşu öterek bizi uyarır "Aman ha, gaflete dalmayın herk (nadas) zamanı geldi." derdi!

İnsan, yaşadıklarını ne kadar sever bilinmezBugüne baktığımda iki cümleyi ancak doldurabilecek ve tüketmenin dışında macera bilmeyen hayatlar benim için asla sevilesi olamaz. Onca engelin ve eziyetin içinden sıyrılıp gelen hayat mücadelem en azından geriye dönüp bakma cesareti tanıyorsa bana, o kadar da kötü değilmiş demek ki…Ellerinin zarifliğinden, yüzünün egzotik bohemliğinden, saçlarının jöleli kıvrıklığından sınıfta kalırdı hep ömrümüz. Ama annelerimizin bir mendili cebimize koyarken gözümüze düşen bakışlarından, babamızın zor bela düzelttiğimiz saçlarımızı okşayarak tekrar dağıtışından bir onur kıvılcımı iletmeyi de bilirdik yüreğimize. O kıvılcım değilmi ki küçücük yaşımızı hissetmeden hayatın büyük sınavlarını aşmamızda bizi yüreklendiren.

Okulların açıldığı sonbahar aylarında derim ki : Çocuklar, zil sesleri herkesi okullara çağırmaya bilir. Bazılarını da umuda çağırır zil sesleri.
Lütfen, umuda çağrılan çocuklardan olmakla da gururlanmayı bilelim.


Vahdettin Yılmaz
İlişkili Etiketler

»Bazen-basinda-cop-patlamasi-olayi-duyulmaktadir-bu-olay-nasil-gerceklesir-onlemleri-nelerdir / »Bazen-basinda-cop-patlamasi-olayi-duyulmaktadir-bu-olay-nasil-gerceklesir-onlemleri-nelerdir- / »Bazen-basinda-cop-patlamasi-duyulmaktadir-bu-olay-nasil-gerceklesironlemleri-nelerdir /
odevindir Ana Sayfam Yap Sık kullanılanlara ekle Bazen De Umuda Çağırır Zil Sesleri Paylaş

Odevindir