|
|
||
![]() |
CILGIN TURKLER'DEN HAIN TURKLER'E Hit: 165 Tarih: 2010-01-21 Ekleyen: blackprens |
|
CILGIN TURKLER'DEN HAIN TURKLER'E
Beşinci Kafkas Tümeni Komutanı Kurmay Yarbay Dadaylı Halit Bey, kararghının bulunduğu Bölmelik Tepeden dürbünüyle yaptığı gözetlemede, yıkıntılarla dolu Karacahisar köyü içerisinde gezinen işgalci Yunan ordusunun son kalıntılarını gördü. Kim bilir bu dürbün nelere şahit olmuştu (dile kolay) tam on yıl içerisinde?.. Halepte eşkıya takibinden Birinci Dünya Savaşının patlak verdiği Sancak-ı Şerifin açıldığı günlere, başarısız Kanal Seferinden Iraktaki Kut-ül Amare zaferine, Musulun kaybedilmesinden Osmanlı ordusunun dağıtılmasına, yeniden toparlanıp Sakarya Zaferine kadar kanla, barutla, binlerce şehit ve yaralıyla peş peşe zaferler ve yenilgilerle geçen, altı yüz yıllık bir imparatorluğun çatırdadığı, yeni bir devletin filizlendiği on yıl... Başkomutan Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk birliklerinin 26 Ağustos 1922deki Afyon Kocatepeden başlattığı “Büyük Taarruz”un en kritik yerinde bulunuyordu 5. Kafkas Tümeni. Birbiri ardına hedef tepeler ele geçirilmiş, 2 Eylül gecesi ise General Trikopisin başında bulunduğu Yunan ordusunun son bölümü Karacahisar köyü yakınlarında sıkıştırılmış ve sonunda teslim alınmış, zafer perçinlenmişti. Kaderin cilvesi, teslim olan heyette 15 Mayıs 1919da İzmire ilk çıkan Yunan birliğinin komutanı da bulunuyordu. Tarihe ideolojik kılıf mı “Şu Çılgın Türkler” adlı eserin okuyucuları yukarıda geçen olayları bilmekten mahrum kaldılar. Büyük Taarruzu ve Yunan General Trikopisin esir alınma sürecini yaklaşık kırk sayfaya yakın anlatan, 80 yıldır beklendiği söylenen kitap, bırakın Halit Beyin birliğinden bile bahsetmiyor, olayların öznesini adeta sansürlüyor. Daha da ilginç (ve de vahim!) olanı eserin kaynakçasında Yarbay Halit Akmansünün anılarının mevcut olması. Geçen yıl çıktığında büyük bir ilgiyle karşılandı Şu Çılgın Türkler. Türkiye gibi kitap satışlarının düşük seyrettiği bir ülkede 300 baskı yaptı. Kimi belediyeler kitabı ücretsiz dağıttı. Kimi siyasiler yardımcı ders kitabı olmasını istedi. Kimileri “bu kitabı eleştirmeyi” neredeyse vatan hainliğiyle eş tuttu. Kimi de kitap hakkında kurslar açılmasını önerdi... Sözün kısası kitap, edebi bir eser hüviyetinden çıkıp “kutsal kitap” havasına büründü(rüldü). “Şu Çılgın Türkler, tarihî bir roman mıdır, değil midir?” tartışmasına girmeye niyetim yok. ´Her paragrafına, her sahnesinin sonuna bir dipnot koyan eser roman olur mu? tartışması edebiyatçıların olsa gerek. Ancak asıl tartışılması gereken nokta ısrarla kaynaklara, belgelere dayalı bir eser olduğuydu. Gerçekten de her paragrafı, her sahnesi (Nesrinle Teğmen Farukun aşkı, bir de Ankarada erkek hastalara günah diye dokunmayan gönüllü bayan hastabakıcıların olduğu bölüm hariç!) dipnotlarla biz okurlara daha açıklayıcı hale getirilmiş. (Bu arada insan sormadan edemiyor, erkek hastalara günah diye dokunmayan bir bayan neden gönüllü olsun?) Belgenin tarihçilikteki yeri tabii ki tartışılmaz. Ancak okuyucu olarak aklıma takılmıyor da değil. Bir belgenin ne için yazıldığı, düzenlediği şartlar ve dönemler muhakkak çok önemli. Hele hele bu dönem 1919-1922 gibi çöken Osmanlı Devleti üzerinde her devletin ayrı bir hesabının olduğu, gizlice görüşmelerin yapıldığı, propaganda belgelerinin havalarda uçuştuğu bir dönemin belgeleriyse ihtiyatla yaklaşmak gerek. Çok daha kötüsü, kendi kanaatinizi belge olarak ortaya koymanız ve yahut da elinizde belge olduğu halde kullanmamanız. Son dönemde sıkça duyduğumuz hain, satılmış, yurtsever vs. gibi kavramlara eserde bolca rastlamak mümkün. “Şu Çılgın Türkler”in en önemli vurgularından birisi Vahideddinin hain olduğu üzerine. Çok sayıda saygın tarihçinin Sultan Vahideddinin hataları olabileceği; ama hain olmadığı görüşlerine rağmen kitap, son Osmanlı padişahı hakkında bilinen iddiaları tekrarlıyor. Belgeler eşliğinde Vahideddinin ne kadar hain olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Bu argümanı zayıflatacak herhangi bir olay varsa bunu görmezlikten geliyor. Sözgelimi eserde Birinci İnönü Savaşının kazanılmasından sonra İstanbulda Anadoluya yardım için Kızılaya bağış yapanlar anlatılırken (s. 47) aralarında Sultan Vahideddinin de bulunduğu belirtilmiyor. Eserin bir bölümünde primitif bir diyalogdan Sultan Vahideddin ile sadrazamı Tevfik Paşanın ülkeyi İngilizlere peşkeş çektiklerini hatta bununla yetinmeyip Ermenilere de toprak vermek istediklerini (okuyucunun burada çok sinirlenip ´kimin malını kime satıyorsunuz kardeşim diyesi geliyor), ancak bu kadarına İngilizlerin karşı geldiklerini okuyorsunuz. (s. 62) (Şu İngilizler de durmaları gereken yeri biliyorlar gerçekten!) Her şey bir yana Vahideddinle Sadrazam Tevfik Paşa arasındaki bu konuşmaların kaynağı olarak İngiliz belgelerinin verilmiş olması inandırıcılıktan uzak. İki kişi arasındaki konuşmaların kanıtının nasıl yabancı bir kaynağa dayandırılacağı merak konusu. Sultan Vahideddinin Ankara Hükümetinin temsilcisinin görüşme kayıtlarını İngilizlere sızdırdığı iddiası ise doğru değil. Söz konusu raporların o dönem koşullarında psikolojik harp mantığı içerisinde kaleme alınmış bir metin olabileceği belirtilmiş, doğru olup olmadıkları İngilterede bile tartışılmıştı. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa ve yine Sadrazam Tevfik Paşa sade kendi koltuklarını düşünen aciz kişiler olarak gösteriliyor ki bu, kesinlikle hatalı bir yaklaşım. Damat Ferit hariç tutulacak olursa her iki sadrazamın da Milli Mücadeleyi gönülden destekledikleri biliniyor. Temel eksiklerden bazıları... Şu Çılgın Türkler, birlikte yola çıkmış; ama daha sonra muhalif konuma geçmiş subaylardan olabildiğince az bahsetmeye, hatta bazen görmemeye çalışıyor. Buna birçok örnek verilebilir kuşkusuz. Ancak en fazla dikkatimizi çekenleri belirtmek gerek. Yazının başında askerlik yaşamından bir kesit verdiğimiz Kurmay Yarbay Dadaylı Halit (Akmansü) Bey, hilafetin kaldırılmasına (dinî nedenlerle değil siyaseten) karşı çıkmasıyla öne çıkmış bir isimdi. Sakarya Savaşında, Türbe Tepe çarpışmalarında komutanından izin almadan harekete geçerek Yunanlıların sızmasını önleyen, Başkomutan Mustafa Kemal Paşanın da takdirlerini kazanan Halit Bey, Büyük Taarruzda Yunan orduları komutanı Trikopisi esir alan 5. Kafkas Tümeni komutanıydı. Yine Milli Mücadelenin sembol isimlerinden Kazım Karabekir Paşanın ismi çok az yerde geçiyor. Eserde 10-24 Temmuz 1921 tarihleri arasındaki Kütahya-Eskişehir savaşlarında Türk ordusunun Yunan kuvvetleri karşısındaki bozgunundan Miralay Arif Bey sorumlu tutuluyor. Zaten daha öncesinde Arif Bey zincirin en zayıf halkası olarak niteleniyor. (s. 171) Yakup Şevki Paşa zafere inanmıyor (s. 583 ) vs. vs... Özellikle 1921-22 yıllarındaki Milli Mücadele döneminin önemli olaylarını anlatan ´Şu Çılgın Türklerde TBMMde İstiklal Marşının kabulü sırasında yaşanan olaylar nedense belirtilmemiş. Daha yeni filizlenen, topraklarının büyük bir bölümü işgal altında olan bir devletin milli marş olarak belirlenecek bir şiir konusunda bu kadar titizlenmesi “yeterince çılgın” (!) bir davranış olarak görülmemiş olacak ki hiç vurgulanmamış. Milli Mücadele döneminde kalemiyle mücadele verenlerin başında gelen Mehmet Akife ne yazık ki eserde hak ettiği kadar yer verilmemiş. Her olayın belgeli anlatıldığını belirtmek, anlatılanların doğru olduğu anlamına gelmiyor. Büyük Taarruz öncesi İsmet Paşanın kademeli taarruz planından endişelenen Kurmay Başkanı Asım (Gündüz) Bey, Başkomutan Mustafa Kemale bu planın hatalı olduğunu gizlice bildirmiş, Büyük Taarruzun planı Başkomutan Mustafa Kemalin de onayıyla baskın tarzına çevrilmişti. ´Şu Çılgın Türkler Büyük Taarruz öncesini farklı anlatıyor, Asım Gündüz Beyin anılarına birçok yerde başvururken burada değinme gereği bile duymuyor. Şu Çılgın Türklerde bazı ideolojik yaklaşımlar da rahatsız edici. Yazarın özellikle bir dipnotunda belirttiği Arapsı (?) giyinen insanlarla dolu Hürriyet-İtilaf partisinin daha sonraki tutucu, gerici, karşı devrimci anlayışlara ve partilere analık ettiği şeklindeki görüşü Batıcı (hatta haddinden fazla Batı yanlısı) bir parti için yanlış bir saptamayı içeriyor. Cumhuriyetin ilanından sonra kurulan muhalif konumdaki bütün partilerin (Terakkiperver Cumhuriyet, Serbest Fırka, daha sonraları Demokrat Parti) kurucu üyelerinin çoğu bizzat Milli Mücadeleye katılmış kişilerden oluşuyordu. Milli Mücadeleyi günümüzün bakış açısıyla yorumlayıp yine günümüzün ulusalcılık adı verilen siyasi akımlarına alet etmek, çok sayıda farklı gaörüşten insanın Mustafa Kemal önderliğinde giriştiği bu mücadeleyi istismar etmek doğru bir yaklaşım değil. İstiklal Harbini anlamak için propaganda eserlerden ziyade çok daha objektif eserleri okumak gerekiyor DR. TUNCAY YILMAZER |
Warning: mysql_fetch_array(): supplied argument is not a valid MySQL result resource in /home/odevso/domains/odevsor.com/public_html/icerik.php on line 131 |
Warning: mysql_fetch_array(): supplied argument is not a valid MySQL result resource in /home/odevso/domains/odevsor.com/public_html/icerik.php on line 23
|

