ANA SAYFA   ÖDEV EKLE   İLETİŞİM   EN YENİLER   DERS SİTESİ   TOP 100   YGS Puan Hesaplama   KIZ OYUNLARI   Şimdi 38 Kişi Ödevde
 
 
          Ödev Ara                    
 
Oyunlar
Cami Han Hamam Köprü Ve Medrese Hakkında Bilgiler
Hit: 78      Tarih: 2011-12-27       Ekleyen: blackprens
odevindir »Balkanlardaki Cami Han Hamam Medrese Köprü Hakkında Bilgi
»Balkanlardaki Cami Han Hamam Medrese Köprü Hakkında Bilgiler
»Cami Han Hamam Köprü Ve Medrese Hakkında Bilgiler
»Caminin Sosyal Barıştaki önemi
»Konyada Bulunan Osmanlı Devletinin Yaptığı Camiler
»Mersin Eski Cami Hakkında Detaylı Bilgi
»Osmanlı Devletinin Balkanlara Hakim Olmaya çalışmasından Sonra Burada Meydana Getirdiği Mimari Eserler(cami,han,hamam,köprü,medrese) Hakkında Bilgi
»Osmanlı Devletinin Balkanlara Hakim Olmaya çalışmasından Sonra Burada Meydana Getirdiği Mimari Eserler(cami,han,hamam,köprü,medrese) Hakkında Bilgi
»Osmanlı Dönemine Ait Yıldız Camii Ile Ilgili Bilgi
»Osmanlının Balkanlarda Yapmış Olduğu Camiler Nelerdir?
»Osmanlının Eskişehirde Yaptığı Camiler Hangileridir?
»Osmanlidan Kalan Cami Han Medrese Kopru
»Sultan Murat Camii ?
»Sultanahmet Camii Hakkında Bilgi
»Ulusal Kültürel Mirasımız Nelerdir Sultan Ahmet Camii Bunun Için Demidir

Cami Han Hamam Köprü Ve Medrese Hakkında Bilgiler

Osmanlı Devletinde Medreseler
Yrd Doç Dr Remzi KILIÇ*
GİRİŞ:
Tarihimiz boyunca devlet adamlarına yol gösteren ve devletimizin hemen her kademesinde görev yapan, itibarlı bir zümre olan bilginleri yni ulemyı görürüz Bu aydın zümrenin yerini ve rolünü ortaya koyabilmek için meseleyi Türk Devletinin devamlılığı açısından ele almak en doğru olanıdır Gerek Çin kaynakları, gerekse Göktürk Kitabeleri, Türklerin İslamiyet'i kabul etmeden önceki dönemlerde Türk Kültür hayatının çok ileri bir seviyede bulunduğunu ve bilginlerin önemli bir yer ve nüfuz sahibi olduklarını gösterir Göktürkler devrinde sadece Kağanların “bilge” olmaları yetmiyordu Türk Kağanlarının etrafındaki büyük memur ve komutanların da bilgi sahibi olmaları şarttı Göktürklerdeki bu anlayış, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde de devam etmiştir Osmanlı Devletinde şehzdelerin kültür seviyelerini yükseltmek için devrin ünlü bilginleri onlara ders vermek için görevlendirilirdi
Osmanlı Medreseleri hakkında bilgi veren bazı araştırma eserlerin bulunduğunu biliyoruz Ancak devletin yükselişinde olumlu, çöküşünde ise olumsuz rolü bulunan medreseler ve “ulem zümresi” üzerine bir değerlendirme yapmak istiyoruz Osmanlı Tarihi içerisinde eğitim öğretim kurumu olan medreseler ve onun ürünü olan bilginlerin etki ve katkıları nelerdirPadişah ve vezirler ile “Divn-ı Hümyun”da yer alan bilginleri, Osmanlı Devletinin etkin ve önemli bir unsuru olarak görmekteyiz
MEDRESELERİN MENŞEİ VE KISACA TARİHİ GELİŞİMİ:
Türklerde ilim ve ilim adamına hak ettiği değer verilmiştir Kültür ve medeniyet kavramları içerisinde din unsurunun yeri de büyüktür Bir milletin kültürü dinî telkki ile daha da şekillenir Türkler tarihleri boyunca çeşitli sebeplerden dolayı bir kaç defa din ve dolayısıyla medeniyet değiştirmişlerdir Türklerin İslamiyet'e girmeden önceki dönemlere ait kültür hayatını en ziyade Çin kaynakları ve Göktürk kitabelerinden öğrenebiliyoruz Türkler, VIII yüzyıldan itibaren ise, Müslümanlarla temas etmeye başladılar
İslamiyet ortaya çıktığında, Kureyş Kabilesinden okur-yazar on yedi kişi bulunduğundan söz edilir Cmilerin yapılmasından önce eğitim ve öğretim faaliyetleri evlerde yapılmakta idi Hz Peygamber daha Mekke'de iken, sahabeden Erkamın evinde Kuran-ı Kerim öğretmek ve İslamın esaslarını orada açıklamak suretiyle eğitim ve öğretim faaliyetlerine başlanmıştır Daha sonraları cmiler yapılmasına rağmen bir çok Müslümanın evi eğitim merkezi gibi kullanılmaya devam edilmiştir Hz Peygamber Medineye hicret ettiği zaman burada ilk iş olarak "Mescid-i Nebevî"yi tesis etmiş ve bunun bir bölümünü eğitim ve öğretim merkezi haline getirmiştir* Cmilerde başlayan eğitim ve öğretim faaliyetleri cmi dışı müesseseler kurulduktan sonra da devam etmiştir Emevîler devrinde çocuklar için müstakil mektepler açılmıştır Yetişkinlerin eğitim ve öğretimine tahsis edilen cmi dışı müesseselerin ilk örneklerini Abbasîler devrinde buluyoruz
Türklerin İslamiyeti kabul etmeleri X yüzyıla kadar sürmüştür Bilhassa Karahanlı Devleti (840-1212) hükümdarı Satuk Buğra Han (903-959) ile Türklerin topluluklar halinde Müslüman oldukları görülür Karahanlılar devri Türk Kültür ve Sanat Tarihi bakımından önemlidir Bu devirde camiler, medreseler, köprüler ve kervansaraylar yapılmış, Buhara ve Semerkant şehirleri İslamî ilimlerin öğreniminin yapıldığı merkezler haline gelmiştir Maveraünnehir ilmi çevresi oluşmuştur
Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah (1072-1092) ile ünlü bilgin Cüveynî (ö1085) arasında geçen bir olay ilmi bir otoritenin siysi iktidarın dahi üstünde olduğunu göstermektedir Bir yıl Sultan Melikşah, hilalin gözükmesi üzerine o günü, ramazan günü ilan etti Fakat İmam Cüveynî, Onun aksine ertesi günün ramazan olduğuna ve oruç tutulması gerektiğine dair bir fetv verdi Sultan Melikşah bu durum karşısında İmam Cüveynîyi nezketle sarayına çağırttı Görüşme sırasında, ünlü bilgin; “Saltanata ait konularda fermana itaat görevimizdir Ancak fetvya ilişkin meseleler de Sultanın bize sorması gerekir” dedi Bu cevabı haklı gören Melikşah fetvaya uydu ve bilgini saygı ile uğurladı Bunun gibi, ünlü bilgin Kemal Paşazde bir gün Yavuz Sultan Selime, at üstünde olduğu halde eşlik ediyordu Bilginin atının ayağından sıçrayan çamur Padişahın üstünü başını kirletti Kemal Paşazde üzüldü ve telaşlandı Fakat Padişah, “Bir alimin atının ayağından sıçrayan çamur benim için şereftir Öldüğüm zaman bu kaftanı böylece sandukanın üstüne koysunlar” dedi Bu hadise de Osmanlı devrinde bilim adamına gösterilen saygı ve değeri belirtir
Türk tarihinde alimlerin cezalandırıldığı veya haksız yere idm edildiğine çok az şahit olunur Osmanlı tarihinde haklarında şikyet olunan kadılardan bazıları katledildiği gibi, XVIII yüzyıldan itibaren Şeyhü'l-İslamlar'dan da katledilenler olmuştur Bu olayların XVIII yüzyıldan sonra ilim adamlarına değer verilmediği şeklinde değil de, ilmiye sınıfının gerilediği şeklinde yorumlanması gerekir

TESİS EDİLEN İLK MEDRESELER:
İslam dünyasının Doğusunda Cmilerden ayrı olarak öğretim yapmak, öğrencilerin maddi sıkıntılarını karşılamak ve Şiî propagandasına karşı halkı aydınlatmak için medrese adı verilen müesseseler kurulmuştur Medreselerin resmi bir teşekkül olarak devlet eliyle kurulması X yüzyılda Karahanlılar Devleti (840-1212) zamanına rastlamaktadır İslam tarihçileri medreselerin ilk kurucusu olarak Nizmül-Mülk üzerinde dururlar Ancak bundan önce de Horasan ve Maveraünnehrin çeşitli bölgelerinde Fıkıh ve Hadis ile ilgili pek çok medrese kurulmuştur Gazneli Mahmud Gaznede, kardeşi Nasr bin Sebuktigin Nişaburda birer medrese inş etmişler, fakat bu medreseler uzun ömürlü olamamıştır Ancak Nizmül-Mülkün gayreti medrese için yeni bir başlangıç olmuştur Geçekten medreselerin devlet eliyle kurulması, meccanî olması, medrese teşkiltının ayrıntılarına kadar tespiti Selçukluların eseridir Selçukluların medreseleri; ilmî gelişmeyi sağlamak, alimlere maaş vererek devletin yanında tutmak ve Fatımîlerin Şiilik propagandasına karşı, Sünnî akideyi müdafaa için kurduğu iddia edilmektedir
Nizmiye Medresesi, Nişabur şehrinde kurulan en önemli medreselerden biridir Bu medrese İmmül-Haremeyn el-Cüveynî için Selçuklu Veziri Nizmül-Mülk tarafından kurulmuştur İbn Cübeyr, Bağdatta otuz küsûr medrese gördüğünü onların en güzel köşklerden bile muhteşem olduğunu, en muazzam ve ünlü olanın ise Nizmul-Mülkün yaptırdığı Nizmiye Medresesi olduğunu ifade etmiştir “Tanınmış ilim ve fikir adamlarını sinesinde toplayan maaşlı müderrisleri (profesörleri) aylık ve erzak tahsisatı alan öğrencileri ile meccanî öğretim yapan, ders programları tespit edilmiş ve zengin kütüphneler ile donatılmış en yüksek öğretim müessesesi olarak medrese İslam dünyasında Sultan Alparslan tarafından kuruldu (1066) Bağdatta altmış bin altına inş edildiği rivayet olunan Nizmiye adlı bu medreseye çarşılar, han, hamam ve çiftlikler vakfedilmişti” Dinî bakımdan Hanefî ve Şfîi fıkıhlarını öğreten Bağdat Nizmiyesinin yanı sıra, Nizmül-Mülk daha sonra Isfahan, Musul, Merv ve Belh gibi şehirlere de kendi adı ile anılan medreseler tesis ettirmişti
İslam dünyasında bu medreselerde yetişmiş bir çok düşünür, zamanlarının hükümdarlarına nasihat yolu ile devlet ve hükümet idaresiyle ilgili tavsiyelerde bulunmuşlar, bu hususta eserler yazmışlardır Bu tip eserlere genellikle “Nasihtül-Mülûk” denir
Farbînin; Medinetül-Fdıla, Siysetül-Medeniyye, İmam Gazzlinin; Nasihtül-Mülûk, Mverdinin; el-Ahkmüs-Sultniyye, Nizmül-Mülkün; Siyset-Nmesi bu babda zikredilebilir Osmanlılar devrinde, bu gibi eserlere misl olarak Keykvusun; Kbus nme adlı eserinin Mercimek Ahmet tarafından yapılan tercümesi, Fatihe babasının nasihati olan; Nasiht-ı Sultan Murad, Kanunî Sultan Süleyman devri sadr-ı azamlarından Lütfi Paşanın; Asf-nmesi, Gelibolulu Mustafa Alinin; Nasihtüs-Seltini, Kitb-ı Müstetbı, Koçi Beyin; Telhist der Ahvl-i Alem-i Sultan Murad Han veya Koçibey Rislesi, Ktip Çelebinin; Düstûrul-Amel li Islhil-Haleli ve Miznül-Hak fi İhtiyril-Ehakkı, Defterdar Sarı Mehmed Paşanın; Nesyihül-Vüzer vel-Ümer gibi eserler bu konu da hatırlatılabilir Ayrıca, Koca Sekbnbaşı Rislesi, Kemnkeş Kara Mustafa Paşa Lyihsı, Resmî Ahmed Lyihsı, Aynî Ali Efendinin; Kavanîn-i Ali Osmn der Huls-i Mezmin-i Defteri Divnı vardır
Yukarıda bahsedilen Osmanlı devrine ait; Nasiht-nme, Siyset-nme ve Lyih türündeki eserler, Osmanlı Devletinin çöküşünü ve dönemlerindeki bozuklukları kendi üslupları içinde anlatan önemli belgelerdir Padişahlar tarafından çıkarılan, Adalet-nmeler ve Islahat fermanları gibi belgeleri de, aynı grupta değerlendirmek gerekir Çünkü bu belgeler de ilgili müesseselerdeki bozuklukların düzeltilmesi için verilen emir ve yasakları göstermeleri bakımından çok önemlidir
Gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı Devleti; kendi çağlarına göre ileri bir toplum düzenine sahiptiler diyebiliriz XVI yüzyıla gelindiğinde, Fransa Kralı I François, Osmanlı Devletinden iki milyon duka altın borç ile birlikte cephne, at ve savaş gemisi istemekteydi Akdeniz Adaları ve İtalya Türk buğdayına muhtaçtı Kraliçe Elizabeth, Türklerin yün boyama tekniğini çalmak ve İngiltereye Türk işçileri kaçırmak gayesi ile İstanbula ajanlar gönderiyordu Fransız yazarı Braudelle göre Kral VII Henry, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Türk Hukuk Sistemini incelemek üzere heyet gönderiyordu
OSMANLI MEDRESELERİ:
Osmanlı ilmiye teşkiltını; müderrislik, kadılık, kadı askerlik,ve şeyhülislamlık olmak üzere dört ana başlık altında toplamak mümkündür Osmanlı eğitim ve öğretiminin en önemli müessesesi hiç şüphesiz ki, medreselerdir Osmanlılarda medreseler genel olarak orta ve yüksek tahsil tedrisatı yapılan kurumlardır
Osmanlı Devletinin kuruluşunu müteakip padişahlar ve devlet adamları eğitim ve öğretim faaliyetlerine önem verdiler Devletin hızla genişleyen topraklarından başka öteki İslam ülkelerindeki ve özellikle kendilerden önceki Anadolu Selçuklularını örnek alarak benzeri özel medreseler açmaya başladılar İlk Osmanlı Medresesi İznikte Orhan Gazi tarafından 1330da kurulan “İznik Orhaniyesi “adını alan medresedir Orhan Gazi bu medresenin başına Kayserili Davut efendiyi müderris olarak getirmiş ve medrese için vakıflar tesis etmiştir Yine İznikte Süleyman Paşa kendi adına bir medrese kurmuştur Osmanlılarda medreseler hem program hem de mimarî bakımından büyük bir gelişme gösterdiler I Bayezid Han Bursaya cmiler ve medreseler inş ederek bir ilim merkezi haline gelmesini sağladı Bundan sonra bir çok medrese kurulmuş ve yayılmıştır Osmanlıların ilk bir buçuk asır zarfında yaptıkları medreselerin derece itibariyle en mühimleri İznik, Bursa ve Edirne medreseleri idi
Osmanlı Devletinde resmî bir müessese olarak medreselerin devlet nizamı içinde yer alması Fatih Sultan Mehmedin kendi adıyla kurduğu “Fatih Medreseleri” ile başladı İstanbulun fethinden sonra medrese nizamına hız verildi Fatih Sultan Mehmed şehirdeki kilise ve manastırları medrese haline getirdi Fatih Medreselerinin kurulması Osmanlı medrese teşkiltı için bir yenilik sayılır Fatih Kanunnmesinde “Sahn-ı Semn” diye adlandırılan medreselere Semniye Medreseleride denir Bu medreseler; Haşiye-i Tecrid, Mifth, Kırklı, Ellili, Hariç, Dhil, Sahn-ı Semn, Altmışlı olarak zikredilebilir Osmanlı Medreselerinde; Kelam, Mantık, Belagt, Lügat, Nahiv, Matematik, Astronomi, Felsefe, Tarih, Coğrafya gibi ilimlerin yanında Kuran İlimleri, Hadis ve Fıkıh gibi dersler de okutuluyordu
Fatih Sultan Mehmedin yaptırdığı Sahn-ı Semn ya da Medris-i Semniye denen sekiz yüksek düzeydeki medresenin her birinin on dokuz hücresi (oda) vardı Sekiz müderrisin birer odası ve elli akçe gündeliği vardı Her medresede bir odası ve beş akçe gündeliği bulunan, ekmek ve çorba verilen birer muîd (müderris yardımcısı) vardı Her medresenin on beş odasına ikişer akçe gündelik, ekmek ve çorba verilen birer danişmend (talebe) yerleştirildi Geri kalan iki oda kapıcılara ve ferraş denen temizlikçiye ayrılmıştı Tetimme medreseleri ya da Mûsıla-i Sahn denen sekiz medrese ise orta öğretim düzeyinde idi Her medresede on bir oda vardı Her odaya suhte (Softa) denen üç kadar öğrenci yerleştirilmişti Fatih ayrıca cmiye çevrilen Ayasofya kilisesinde ve Eyüp cmiinin yanında medreseler yaptırdı Ayasofya medresesi Sahn derecesinde idi Ayasofyanın ilk müderrisi Molla Hüsrevdir
Süleymaniye Medreselerini ise, Kanuni Sultan Süleyman kurmuştur Babası Yavuz Sultan Selim adına Yenibahçede bir medrese yaptırmıştır Daha sonra da 1544de şehzde Mehmed için bir medrese açtırdı Fakat Osmanlı Devletinin en ileri durumundaki müesseselerinden biri 1550-1557 yılları arasında kurulan “Süleymaniye Medresesi”dir Özellikle ordunun, tabip, cerrah, mühendis ihtiyacını göz önünde tutan Kanuni Sultan Süleyman, İstanbuldaki Süleymaniye Camii yanında bir Tıp Medresesi, Drüşşif, Riyzıyt (Matematik) öğrenimine mahsus dört medrese, bir Drül-Hadis ve bir Tetimme tesis etti
Fatih Sultan Mehmedin Sahn-ı Semn Medreseleri; Tefsir, Usul-i Fıkıh, Fıkıh, Kelm, ve Arap lisaniyatı üzerine tedris yapan İlhiyat, İslam hukuku ve Arap Edebiyatı Fakültesi idi Henüz müsbet ilimlere mahsus olan Tıp ve Riyziyat(Matematik) Fakülteleri yoktu Bu ihtiyaç göz önüne alınarak mevcuda ilveten; Tıp, Riyziye Fakülteleriyle bir de Darül-Hadis isimli medreseler yapıldı
Süleymaniye Medresesi İstanbulun yedi tepesinden biri üzerine kurulmuştu Medreselerde haftada dört gün ders okutuluyordu Her medresede talebelerin yatıp kalkması için hücre denen medrese odaları vardı Talebelere günde iki defa yemek verilirdi Süleymaniye Medreseleri yni Sahn-ı Süleymaniye yapıldıktan sonra Dhil Medreselerini tamamlamış olan talebelerden arzu edenler Sahn-ı Semana arzu edenler Sahn-ı Süleymaniyeye devam ederlerdi Süleymaniye medreseleri yapılıncaya kadar en yüksek müderrislik Sahn-ı Semn müderrisliği iken, Süleymaniye Medreselerinin inşsından sonra müderrisler İbtid-i altmışlı yni altmış akçe yevmiyeliden başlayarak Hareket-i altmışlı, Mûsıla-ı Süleymaniye Hamise-i Süleymaniye ve Süleymaniye ve müderrisliğin son kademesi olarak Drul-Hadisi Süleymaniye müderrisliğine yükselirdi
Medreselerin olumsuz etkilerine gelince, Osmanlı Devletindeki çöküşün başlangıcını, Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) devrine kadar götürmek mümkündür Çünkü hadiselerin ortaya çıkışı ile sebepleri arasında belli bir zaman farkı vardır Batıdan oldukça ileri durumda bulunan Osmanlı Devletinin yükselme devrindeki refh ve sükûnet, Kanunî Sultan Süleyman devrinin sonlarına doğru yerini yavaş yavaş huzursuzluk ve karışıklıklara bırakmaya başlamıştır Osmanlı Devletindeki çöküş sebepleri arasında tam bir iç içelik söz konusudur Siysi, idri, içtimi, askerî ve kültürel bozulmalar biri birilerinden ayrı ayrı ele alınamayacağı gibi, aynı zaman da biri birilerine de sebep teşkil ederler
Osmanlı Devleti XVI yüzyılın sonlarına doğru gerilemeye başlayınca, ulemdan kimi şahsiyetlerin, devlet idaresi ve yönetimdeki bozulmaların düzeltilmesi ile ilgili düşüncelerini padişahlara zaman zaman eserler ve lyihlar halinde sundukları görülmektedir Osmanlı Devletinin kuruluşuyla beraber tesisine başlanan medreseler , devletin gerilemesine paralel olarak ta bozulmaya başlamıştır Bozulan medreselerden mezun olan ulem da kendi sahasında yetersiz olmakla kalmayıp, bütün kötülüklerin kaynağı gibi görülmeye başlanmıştır
Fatihden sonra Kanuni Sultan Süleyman zamanında Medreselerde Riyziyt ve Tabiat dersleri çok önem kazanmıştır Fakat bunlardan sonra bu derslere karşı düşmanlık başladı Müsbet ilimlerin kaldırılmasına ve Medrese eğitiminin bozulmasına karşı ilk tepki XVII yüzyılda Ktip Çelebi(1609-1658)den gelmiştir O “Miznul-Hak fi İhtiyril-Ehak” adlı eserinde; “medreselerin içine düştüğü aymazlığı, gafleti müderrislerin bilgisizliğini ileri sürmüş ve öğretimde doğru yöntemlerin uygulanmasını, Batıdaki bilimsel gelişmelerden yararlanılmasını önermiş ise de bu görüşleri dikkate alınmamıştır
Padişah ve devlet adamlarından oluşan ıslahatçılar, Devletin başta Yeniçeri Ocağı olmak üzere, bütün müesseselerini ıslah etmeye çalıştılar Bu süreçte “Medrese Teşkiltı” da, ıslah edilmeye çalışılmıştır Ulemdan ıslahatçıların yanında yer alanlar olduğu gibi, yenilik hareketlerine karşı çıkanlar da olmuştur Osmanlı Devletinin yükselmesinde önemli bir rolü olan ulem, devletin çöküşünde de menfi davranışlarıyla etkili olmuştur Tarihin tekerrürünü düşünürsek, bazan devletimizi ve hürriyetimizi kaybetmek gibi acı bir gerçekle karşılaşırız
Osmanlı Devletinin çöküşünde rolü olan, eğitim ve öğretim alanındaki bozulmaya bağlı olarak yetişen ulemnın yetersizliği bilinmesi gereken bir husustur Bu dönemin ortaya çıkarılması, bugün eğitim ve öğretimle uğraşanların görevi sayılmalıdır “Kütüphnelerimizde Osmanlı döneminden kalma henüz gün ışığına çıkmamış, değerlendirilmemiş ve dolayısıyla içlerinde nelerin bulunduğu hususunda yeterli bilgi edinilmemiş, yazma veye basma çok sayıda eser bulunduğu mlumdur” Söz konusu eserler peyderpey tetkik edildikçe elimize eğitim tarihimize ait daha sağlıklı bilgiler geçeceği muhakkaktır
XVIII Yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı Devleti coğrafi genişlik itibariyle Avrupa devletlerinin Rusya müstesn en büyüğü olma özelliğini korumuştur Osmanlı topraklarındaki nüfus otuz beş milyon ile elli milyon arasında tahmin edilebilir Osmanlı Devletindeki nüfus genellikle Müslüman idi Üçte biri Gayr-i Müslim topluluklardı Çok çeşitli kavimlerin tek bir devlet bünyesinde idare edilmesi çok tabi olarak güçtür Bu sebeple devlet idaresinde meydana gelen bozukluklar zamanla diğer müesseselere de sirayet etmiştir Tabidir ki, bundan medreseler de payını almıştır
Koçi Bey, XVII yüzyılda baş gösteren askerî, idri ve ilmî bozuklukları izh ederken; Kanuni Sultan Süleymanın divn toplantılarına çıkmamakla, sadece askeri erknı değil, Beylerbeyileri dahi tanımadığını, İbrahim Paşayı derhal vezir-i azam yaptığını, kızı Mihrimh Sultan ile evlendirerek vezir-i azamlığa getirdiği Rüstem Paşayı, temlik ettiği pek çok köyle bir hükümdar gibi zengin ettiğini, Rüstem Paşanın servetiyle birlikte zînet ve şöhretinin arttığını, kendi zamanlarına kadar sirayet eden hastalıkların başlangıcının bu tür uygulamalar olduğunu ve bu görüşlerin zamanının mütefekkirlerine de tesir ettiğini bildirmiştir
Osmanlıda devlet idaresinin bozulmasında, “dönmeler”diye tabir edilen yabancı unsurların idare de görev almasının da büyük rolü olmuştur XVIII yüzyıl merkezî siyset kuvveti, yani saltanat makamı gittikçe zaafa uğramıştır Bu hadisenin başlıca sebeplerinden birisi; en yüksek iktidar makamında bulunan Padişahın ve devlet idaresini yöneten ztların ekseriyetle iht, iktidr, liykat ve bilgice noksanlıkları ve ahlakça düşkünlükleri olmuştur Osmanlı Devletinin çöküşünde iki tarihi neticenin devamı görülmektedir Ülke arazisinin harici düşmanlar tarafından zapt ve istilsı, diğeri ise; tebyı oluşturan Gayr-i Türk ve Gayr-i Müslim unsurların cmiadan ayrılıp birer siysi heyet teşkil etmeleridir
Osmanlı Devletinde, garip-yiğit ve gönüllülerden savaşlarda yararlılık gösterenlere ulûfe ve tîmar verilmekte idi İçlerinden bir kısmı ilmiye sınıfına girmek için eğitimin parasız olduğu medrese ve imaretlerinde kümelenmeye başlamışlardır Köylerinde çiftini çubuğunu bırakan bu boş insanlar, zengin şehirlerin ve çiftliklerin bulunduğu yerlere yığılıyorlardı Bu yüzden de, tabî olarak asayişsizlik, cinayet, fuhuş, hırsızlık gibi olaylara sebebiyet veriyorlardı Sözü geçen boş insanlar eşkıya gibi hareket etmelerine rağmen, hükümet bunları cezalandırmaktan aciz bir haldeydi Bu çiftbozanlar hükümet hizmetlileri kadrolarından sıyrılmış, yni hükümet kesiminde iken kanunsuz eylemlere girişmiş kişileri örgütleyerek “Celaliliğe” çevirmişlerdir Ekonomik bunalımların sebep olduğu bu hareketler gün geçtikçe büyümüştür Bazan bu gurupların azınlıklarla ortak hareket ettikleri dahi görülmektedir
Cellilerin ortaya çıkışları, III Sultan Mehmedin padişahlığı (1595-1603) dönemine rastlamaktadır Ortadan kaldırılması ise I Sultan Ahmed (1603-1617) dönemindedir 1595-1617 yılları arası “Celali İsyanları” uzun süre iç bünyeyi de dolayısıyla devleti meşgul etmiş ve sarsmıştır Kara Yazıcı ve Hüseyin Paşa en meşhur celli hareketlerinin mümessilleridir Medrese talebesinin bir kısmı da bu hadisede önemli bir gurubu meydana getirirler Suhte hareketleri olarak bunlar zikre değer Osmanlıların çöküşünde tutarsız bir mli politika güdülmesinin sonucu olarak ortaya çıkan iktisdi buhranın da çöküşte payı büyüktür XVII yüzyıla kadar geniş topraklar kazanılmış olması medrese mezunlarına geniş bir iş imkanı sağlıyordu Bu itibarla medreseler, askeriyye sınıfının “Ehl-i Şer” (İslam hukukçuları) kesiminde görev alan diplomalı kişiler yetiştiren pratik kurumlar haline dönüşmüştür
Çiftbozanlığın artması sonucu medreselerdeki öğrenci sayısı da hızla artmıştır Medrese ve imretlerinde normalden çok daha kabarık bir halde yaşayan öğrenciler bu şartlar altında derse çalışma imkan ve iradesini bulamıyorlardı Gurbetçi gençlerin ilk sığınacağı yer medreseler ve imrethneler olmuştur Bu durumda öğrenciler ruhsal bunalıma düşmüşler ve bir takım ahlaksızlıkların da çoğalmasıyla, imretlerinde içe kapanık hayattan sokağa fırlayan gençler, saldırgan,zorba ve eşkıya davranışlı oluyorlardı 1543'de Anadolu kadılarına yollanan bir genelge fermanda; levent sürülerinden halkı korumak için alınacak tedbirler bildirilirken, “Talîb-i ilimden Levent Suhtesi”ne de geniş yer verilmiştir
MEDRESE MEZUNLARININ ALDIKLARI GÖREVLER VE TOPLUMDAKİ YERLERİ:
Osmanlı Devleti Örfî hukukun yanı sıra Şerî hukuka göre idare edilirdi Ancak bazan hükümdar da bazı hususlarda yetkili olurdu Şeriatın anlaşılması ve tatbiki belli seviyede bir tahsil ve ihtisas gerektirirdi Bu işlerde uğraşanların İslam hukukunu iyi bilmesi gerekirdi Din alimleriyle adalet hizmetlileri bir sınıf içerisinde birleştirilmiş ve bunlara “ulem” adı verilmiştir Kadılar, öğretmenler, imamlar, doktorlar, matematikçiler, astronomi alimleri ve din alimleri hepsi medrese de eğitim gören ve toplumda önemli rolleri olan aydın kimselerdi Kısaca medreseler Osmanlı toplumunun bürokrat, asker, doktor ve yargıç gibi her türlü eğitilmiş elemanını sağlıyordu Sadrazamlığa kadar devletin her türlü kademesinde görev yapan ulemnın toplum üzerinde etkili bir itibarı vardı Şeyhülislamlar ve kadıaskerler yüksek gelirli kimselerdi Müderrisler ve diğer din hizmetlileri de maddi bakımdan rahat bir hayat yaşıyorlardı
Müderrislik: Medreseden mezun olup diploma aldıktan sonra mülzemet ve kadıasker defterine kaydolunarak en aşağı derecede olan Haşiye-i Tecrid medresesi müderrisliklerinden birine tayin edilirdi Daha sonra sırasıyla Mifth, Kırklı, Hariç-Ellili medreseleri müderrisliklerine yükselir Kadıaskerlerinde hazır bulundukları imtihanda başarılı olduğu takdirde Sahn-ı Semn medreselerinden birine terfi ederdi Bu son müderrisliği bu günkü anlamda profösörlük ile mukayese etmek mümkündür
Kadılık: Şeri ve hukukî hükümleri tatbik eden, aynı zamanda hükümetin emirlerini yerine getiren bir makamdır Kadılara “Hkimüş-Şer” veya Hkimde denir Osmanlı Devleti ile birlikte Kadılık Teşkiltınında kurulmuş olduğunu görmekteyiz Kadıların en önemli ve sürekli gelirleri, yaptıkları hizmetlerden alınan ve Padişah fermanıyla belirlenen harçlardı Bir de Kadıaskerler vardır ki, bunlar yüksek yargıçtırlar Anadolu Selçukları da bunu Osmanlılardan evvel bulundurmuşlardır Kadıaskerler Vezir-iazam tarafından tayin edilirdi
Şeyhül-İslamlık: Osmanlılarda Hanefî fıkhı üzerine şeri ve hukukî meselelere ait dinî hükümler veren kişiye “Müftî” karara da “Fetv” denmiştir Müftülere Şeyhül-İslam ünvnı da verilmiştir Bunun ilk tarihi bilinmemektedir Selçuklularda her şehirde bulunan Müftülere Şeyhül-İslam denirdi Osmanlılarda ise sadece Başmüftüye Şeyhül-İslam denilmiştir Fatih devrinde Şeyhül-İslamlık resmi bir nitelik kazanmıştır 1574 yılına kadar müderris ve kadıların tayinleri Vezir-iazama ait iken, bu tarihten sonra bu görevi Şeyhül-İslamlara bırakılmıştır Şeyhül-İslamın en önemli görevi ciddi konularda fetv vermekti Şeyhül-İslamlar dürüst ve bilge kişilerden seçilirdi
OSMANLI DEVLETİNDE ISLAHAT VE YENİLİK HAREKETLERİ:
Osmanlı Türkleri XVII yüzyılda zaferler kazanırken bazan da mağlubiyetler görüyordu Bu sebeple azamet devrine nazaran bir inhitat içinde bulunduklarını anlıyorlardı Fakat mütefekkirleri askerî, idrî ve ilmî müesseseler de müşahede ettikleri bozuklukları ıslh etmek sayesinde, “Devlet-i Ebed Müddet” olan milletin eski kudretini tekrar kazanacağına, medenî ve manevî üstünlüğün kendilerinde olduğuna inanıyorlardı Osmanlı limleri Avrupa Devletlerinin ilerlemelerinde reform ve rönesans hareketleri ile gelişmiş olan müesseselerinin oynadıkları rolünü değerlendirmekten uzak kalmışlardır Esasında Türklerin kendi medeniyetlerine ve üstünlük duygularına bağlı kalmaları ve Avrupada gelişmekte olan yeni medeniyete itibr etmemeleri normal idi Nitekim tarihi medeniyetlere mensup olan diğer milletler de hemen aynı psikoloji içinde bulunuyorlar, uzun müddet kendi lemleri dışında bir medeniyetin mevcudiyetini kabul edemiyorlardı Osmanlılar kendi medeniyetlerinin inhitatları ve ona çare bulunması hakkında ancak kendi bünyelerine göre görüşler ileri sürmüşler, meseleleri cihnşümul bir mahiyette düşünememişlerdir Bu da ulemnın yüzyıllarca batılıları daima kafir saydıkları ve medeniyetlerini küfür addetmelerinden kaynaklanmaktadır
Osmanlı Devleti XVIII yüzyıl sonlarına kadar bazı yerleri kaybetmesine rağmen onlara tekabül edecek ıslahatlarda yapmışlardır Osmanlı toplumunda herhangi ıslahat çalışmasının halktan beklenmesi düşünülemezdi Islahat ya açık fikirli padişahlar veya bunların hamiyetli vezirleri tarafından yapılmıştır XVIII yüzyıldan önce Genç Osman (1618-1622), IV Murat (1617-1640) ve “Köprülüler” ailesinden gelenler ıslahat yapmışlar Genç Osman hariç hepsi başarılı olmuşlardır Fakat bütün ıslahat çalışmalarında güdülen gaye, devlet müesseselerinde temelli bir yenilik yapmak değildir Görüldüğü gibi ıslahat fikirleri ve gereği devletin askeri sahada yenilgiler alması üzerine ortaya çıkmıştır Islahatçılar devletin bozulmuş olan düzenini kuvvete dayanarak tekrar kurmak istemişler
Osmanlı Devleti misyonunu; Osman Gazinin oğlu Orhan Gaziye söylediği; “Adil ol, merhametli ol, iyi adam ol, halkı eşit olarak himaye et, İslam Dinini yay ve genişlet, yeryüzünde hükümdarların görevi budur Ancak böylelikle Allahın lütfuna erişirsin, bilmediklerini bilenlere danış” sözü ile ifade etmek mümkündür XVIII yüzyılda Avrupa Medeniyeti teşekkül etmiş ilim ve felsefe de büyük hamleler yapılmıştır Kanunî devrine dönüş fikri ile yapılan ıslahatların devamlı olmaması ve köklü bir değişiklik getirmemesi Osmanlı ordularının sürekli yenilmesi ve bu yüzden Avrupaya yaklaşma fikrinin gayri ihtiyrî olarak gelişmesi ile XVIII yüzyıldan itibaren “Batılılaşma Anlayışı”nın doğduğu söylenebilir Özellikle III Selimden sonra Islahat Layihlarında Batıyı misl alma isteği ağırlığını açıkça hissettirmiştir Yine bu dönemden itibaren yenilik hareketleri daha ziyade Padişah ve sadr-ı azamların doğrudan doğruya yetkisi ve denetimi altına alınmıştır
Kanunî Sultan Süleyman devrinde başlayan Osmanlı-Fransız dostluğunun devamlılığı, Fransanın Avrupa politikasında üstün bir duruma haiz olması, Türk düşmanı olarak kabul edilen, Ziştovi ve Yaş antlaşmalarına kadar harp halinde bulunan Rusya ve Avusturya devletlerine karşı bir siyaset gütmesi askerlik sanatında diğer devletlerden ileri bulunması, Osmanlı devlet adamlarına tasarladıkları ıslahat için Fransadan faydalanmak gereğini kabul ettirdi III Selim daha veliaht bulunduğu sırada devlet ricalinden bazı şahıslar vasıtasıyla Fransa kralı XVI Lui ile irtibat kurarak, hükümdar olduğu zaman devlete bir nizam vermek bilhassa Avrupa orduları tarzında talimli bir ordu vücuda getirmek arzusunu belirtmiş, buna mukabil olarak Fransa Kralı kendisine bazı tavsiyelerde bulunmuş idi
LALE DEVRİ: Kanuni Sultan Süleymandan sonra duraklama devrine giren Osmanlı Devletini, ondan sonra gelen hükümdar ve devlet adamlarından bazıları kurtarmak için çaba sarf etmişlerdir XVII yüzyılda Genç Osman (1618-1622), IV Murad (1623-1640) ve Köprülüler yaptıkları reformlar ile Osmanlı Devletine eski gücünü kazandırmak istemişler Reformcular öldükten sonra devlet tekrar reforma gerekli duruma düşmüştür Osmanlılarda 1711de Prut ve 1716da Pasarofça antlaşmalarının imzalanmasını mütekip, ıslahat ve yenilik faaliyetlerinin başladığını görmekteyiz III Sultan Ahmed zamanında (1703-1730) antlaşmaların verdiği huzur sayesinde, Sadrazam Damat İbrahim Paşanın Padişahı barışçı ve ıslahatçı bir siyaset güdülmesi gerektiğine inandırmasıyla girişilen kültür ve imar faaliyetlerinde, Avrupanın medeni tesirlerinin önemli bir rol oynadığı görülür Bu devirde Avrupanın önemli merkezlerine ilk defa bazı elçiler göndermek suretiyle batı medeniyetini sathi de olsa tanımak fırsatı bulunmuştur
Lale devrinde sanatın gelişmesiyle beraber yenileşme bakımından kayda değer en önemli olay, matbaanın Türkiyeye girmesidir I Mahmud (1730-1754) ve II Mustafa (1757-1773) zamanlarında Humbaracı ve Topçu ocaklarının Batı tarzında teşkilatlandırılmasına girişildi III Mustafa yeniliklerine inanan bir Padişah olarak, özellikle Avrupa tekniğini iktibasa çalıştı Bu amaçla Fransadan Baronde Tott ve başka mütehassıslar getirerek “Mühendishne ve Bahriye” sınıfı ve mekteplerini ıslah etmeye çalıştı I Abdulhamid zamanında (1774-1789) Sadrıazam Halil Hamid Paşa ile orduda teknik sınıfların modernleşmesine devam edildi
III SELİM DEVRİ: 1789da tahta geçen III Selim devrine kadar gayr-i ihtiyri olarak, Batı alemine bir yaklaşma olmuştu Avrupayı tanıtmak amacıyla elçiler gönderiliyor ve dillerinin öğrenilmesi isteniyordu III Selim (1789-1807) gün geçtikçe çözülüp anarşiye gömülen müesseseleri Batı usulüyle yenileştirmeye karar verdi Türk tarihi boyunca, devlet adamlarının devlet yönetiminde danışma kurumuna önem verdikleri ve devamlı suretle alimlerin fikir ve düşüncelerinden yararlanmayı ihml etmedikleri görülür Uygurlar Devletinde hakanlara yol gösteren ilim ve fikir adamlarına “Tayanç” ve “Kengeşci” denirdi Oğuz Devletinde “Kengeş Meclisi” vardı Büyük Selçuklular bu alimlere İhtiyarlar Meclisi demişlerdir Osmanlılar ise “Meclis-i Meşvered” adı ile bu geleneği devam ettirmişler
XVIII yüzyılda III Selim devrinde devlet işlerinin görüşülmesi için Meclis-i Meşveredin sık sık toplanmaya başladığı görülür Sultan Selimin Meclis-i Meşveredde; “Allah aşkına Devlet elden gidiyor, Sizde bu Devlete hissemendsiniz” diye herkesi serbestçe fikirlerini açıklamaya davet ettiği görülür “Meşvered Allahın emri ve Sünnet-i Şerifedir” sözü ile bu danışma kurumuna işlerlik kazandırmak istemektedir III Selim zamanında yapılan yenilik hareketlerinin en mühimi olması itibari ile “Nizam-ı Cedid Ocağı” önemlidir Durumlar ne olursa olsun mevcut asker ocaklarını hemen kaldırmak imkansızdır Bu nedenle Yeniçeri Ocağının ıslahı yoluna da gidilmiştir III Selim neticede Kabakçı Mustafa Paşanın yönettiği bir ayaklanma sonucu tahttan indirilmiştir
II MAHMUT DEVRİ: II Mahmut (1808-1839) tahta geçtiği sıralarda iki önemli hadise vardır Merkezde anarşi unsuru haline gelen yeniçerilerin bir nizama konması ve modern bir askeri sınıfın kurulması ile Eyletlerde türeyen derebeylerin itaate alınmasıydı Sultan Mahmut bütün devlet müesseselerini modernleştirmek tam manasıyla yeni bir nizam getirmek istiyordu 1826 yılında talimli asker yetiştirilmesi için önce Yeniçeri Ocağının ileri gelenlerinin muvafakatları alındı Aynı zamanda Mehmet Tahir Efendide fetv verdi Bu “şer-i delil” meşverette bulunanlar tarafından imzalandı Eşkinci adı verilen bu yeni ocağa yeniçerilerden bir miktar asker alınarak işe başlandı Ulemnın fetvalarına rağmen yapılan iş kafirleri taklit sayıldı
Yeniçeri Ocağının kaldırılacağı ve Nizm-ı Cedidin yeniden kurulacağı sözleri çıkarıldı Yeniçeriler kazanlarını Et Meydanına çıkardılar Saraya ve yeni düzene karşı klasik ihtill bir defa daha başlamış oldu En büyük engel olan Yeniçeri Ocağını bertaraf etmek isteyen Padişah, artık yeni bir ordu kurmayı kesinlikle kararlaştırdı Nizm-ı Cedit ve Sekbn Ocaklarına mensup subay ve askerlerle kuruluşuna başlanan bu yeni orduya; “Askir-i Mansûre-i Muhammediye” adı verildi II Mahmut iktist sahasında da ıslahata girişmiş fakat başarılı olamamıştır
MEDRESELERİN BOZULMASI: Medreselerde sınıf yerine ders esası vardı Bir öğrenci istediği hocadan istediği dersi alırdı İlla bir medresede bir talebenin öğrenimini tamamlaması mecbur da değildi Böylece son derece verimli bir akademik rekabet esası getirilmişti Başlangıçta medreseler de; akli, nakli ve şer-i ilimler bir arada tedris ediliyor, taşradaki medreselere “müderris” yetiştiriliyordu Sonraları “kadı” da yetiştirilmiştir Ayrıca müftülük, cami hizmetleri, ktiplik gibi sahalarda da elemanlar yetiştirilmiştir Osmanlı medreselerinin en büyüklerinde bile müderrisin okuttuğu talebe sayısının yirmiye ulaşmadığı görülür Talebeler medreselerin yanında veya yakınında imaretlerde yiyip içerler ve bir çok derslerini büyük camilerin bir köşesinde müderrislerin rahlesi çevresinde diz çöküp oturarak tkip ederlerdi Medreseler bir hayli çoğalınca devletin sahası da genişleyince tam kmil müderrisler her yere verilememiş ve imkanlar daralmaya başlamıştır
Medreselerde Türkçe eserler olmakla birlikte asıl kaynak kitaplar dini anlamak için olduğundan Arapça idi Daha sonraları medresenin dili konusunda tartışmalar vki olmuştu XVI yüz yıla kadar iyi hizmet veren medreseler bu tarihten sonra bozulmaya başlamıştır Medreselerin bozulmasında tefekkürü faaliyete geçirecek olan Matematik, Kelm ve Felsefe gibi aklî ilimlerin terk dilmesi, bunların yerini tamamen naklî ilimlerin almış olması birinci derece de amîl olmuştur Bazı Şeyhül-İslamların teklifleri ile hikmet dersi medreselerden kaldırılmıştır Bundan sonra müsbet ilimler okutulmaz hale gelmiştir
XVII Yüz yıldan sonra Batıda gelişen serbest ilimleri benimseyemeyen medreseliler XV ve XVI yüz yıllarda bulunduğu seviyeden aşağıya düşmüşlerdir Ders programlarında müsbet bilimler, tabii bilimler ve felsefenin ihml edilmesi sadece İslamî bilimlerle, dil ve edebiyat öğretilmesi, Batı ile olan eğitim ve öğretim farkını briz bir şekilde ortaya koyar Bilim dilinin Arapça olması, Türkçe kitapların az olması ilmi inkişafa mani olduğu gibi bilhassa ticaret için gerekli olan yabancı dil öğretilmiyordu Medrese müesseseleri ve değerli alimler hep merkezlerde olmuştur Merkeze uzak yerlerdeki enerjik talebeler iyi yetiştirilememiştir Bu tip gençlerin enerjileri sönüp gitmiştir Merkezdeki hocalar arasında son devirlerde bir mevki hırsı zuhur etmişti
Ayrıca öğrenciler güç şartlara itilmiş, ikmet yiyecek-giyecek gibi problemlerle karşı karşıya gelmişlerdir Bunun dışında medrese öğrencileri bir “talebe-i ulûm” tezkiresi yaptırarak ve bir de “tavsiye-nme” ele geçirerek “Ramazan cerri”, “Kurban cerri”, “Harman cerri” gibi çeşitli nedenlerle zengin köylere dağılıyorlar, hem halkı aydınlatmaya hem de kışlık harcamalarını çıkarmaya çalışıyorlardı Artık fetihler yapılamıyor bu nedenlerle medreselere yeterli yatırımlar yapılamıyordu Chil tekke insanları ve bazı zayıf yapılı menfaatçi insanlar halkı istismra başlamışlardı “Beşik ulemsı” denen babadan oğula intikl eden lim olma kaydı, o insanların iyi yetişmemesine ve onların yozlaşmasına sebep olmuştur Medreselerin isyanlara iştirak etmeleri de medreselerin bozulmasında önemli bir etkendirBir kısım ailelere imtiyaz verilmesi kez aynı şeyleri doğurmuştur Medresedeki talebelerin isyanlarında ideolojik bir sebep yoktu, asıl sebep levent denilen başıboş ve “çiftbozan” insanların medreseleri alet etmelerinde ve medreseli gibi gözükerek halk arasında hoşgörü kazanmak ayrıca medreselileri de aralarına alarak suç işlemek gaye ve isteklerinde aranmalıdır Öğrencilikle alakası olmayan kimselerin medreseleri barınak haline getirdikleri 1794 tarihli bir belge de kayıtlıdır Hocalar ve aklı selim talebeler bu durum karşısında onları hiçbir zaman desteklememişleridir Ama bazı müderrislerin görevlerini yapmadığı söz konusudurOsmanlı Medreseleri II Mahmut devrine kadar ıslh edilmeye çalışılmıştır Medreseleri ilk defa III Sultan Mehmet devrinde ıslh edilme ihtiyacı duyulmuştur 1575-1576 yılları arasında ıslahata yönelik bir ferman ile karşılaşmaktayız Medreselerde asıl ıslah bu tarihte başlamıştır III Mehmetten sonra (1750) I Mahmuta kadar medreseler de ciddi bir ıslahat yapılmamıştır Kanuni Sultan Süleyman devrinden sonra, Tanzimatın ilnına kadar medreselerin kendi haline bırakıldığı söylenebilir Medreseler ne zaman ıslh edilmeye çalışılsa medreseliler çoğu kez karşı bir tavra girmişlerdir


SONUÇ:
Osmanlı Devleti tebsı şer-i hükümle idare edilirdi Din önemli bir kıymete haizdi Ulemya suç işleyince verilen ceza azil idi Ulemdan çoğu son zamanlarda, çeşitli sebeplerle azledilmiştir Ulemnın çeşitli sebeplerden dolayı menfi tavır içine girmesi zaman zaman Devleti zor durum da bırakıyordu Bazan Ulemdan katledilenlerde olmuştur XVIII Yüz yıldan sonra ulem sınıfı yalnız kendi çıkarlarını koruma endişesi ile yöneticilerinin zulümlerine engel olma fonksiyonlarını da iyice kaybetti XIX Yüz yılın ikinci yarısına kadar eğitim ve öğretim alanında ciddi sayılabilecek hiç bir yenilik hareketi yapılmadı Haliyle medrese mezunları bilgi ve görgü yönünden eksik kaldılar Bu durumda sahte bilginler, mevkii ve menfaatperest kişiler ortaya çıktılar Ulem artık çağın fikir ve sosyal akımlarına ayak uyduramaz veya onları tenkit edemez oldu Ulem bir çok yeniliklerin farkında olmadan veya bilmeyerek karşı tavır içine girdi
Ulem artık zor duruma düşmüş ve her türlü sorumluluğun sebebi olarak Nizm-ı Cedidi gösteriyordu Çeşitli vesilelerle halka; “Askere setr pantolon giydirip imanına halel getiren padişaha elbette Allah takdirini çok görür Hdimül-Haremeyn ünvnına liykatı olmadığını ortaya çıkarır” denilmekteydi III Selim müteaddit defalar çıkardığı Knunnmaler ile ulem sınıfını düzeltmeye çalışmıştı II Mahmut Yeniçeri Ocağını kaldırmakta ve Avrupa usulü yeni bir ordu kurmakta ulemyı yanında bulmuştu Fakat ulem din ve kültür sahalarındaki inkılplara karşı, aynı fikir ve düşüncede değildi Padişahların giriştiği inkılplara karşı, ulemnın bir şikyetnmesi sunulunca, onlara ancak din işlerine karışabileceklerini, devlet işleriyle tamamen kendisinin sorumlu olduğunu Padişahın ihtar etmesi, artık ulemnın devlet ve toplum üzerindeki nüfuzunu önemli ölçüde kaybettiğini açıkça gösterir
KAYNAKÇA:

ADIVAR, A Adnan, Osmanlı Türklerinde İlim, (Hazırlayan Aykut Kazancıgil - Sevim Tekeli), Remzi Kitabevi, (4 baskı), İstanbul, 1982
AKYÜZ, Yahya, Türk Eğitim Tarihi, (7 baskı), İstanbul, 1999
ARIK, Feda Şamil, “Osmanlılarda Kadılık Müessesesi”, OTAM, S 8, Ankara, 1997, (ss 1-72)
ATAY, Hüseyin, Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi, Dergah Yay, İstanbul, 1983
BALTACI, Cahid, XV-XVI Asırlarda Osmanlı Medreseleri, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1976
BİNBAŞIOĞLU, Cavit, Türkiyede Eğitim Bilimleri Tarihi, M E B, İstanbul, 1995
ÇAĞATAY, Neşet, İslam Tarihi, T T K Basımevi, Ankara, 1993
ÇELEBİ, Ahmet, İslamda Eğitim Öğretim Tarihi, (Terc Ali Yardım), Damla Yay, İstanbul, 1983
Defterdr Sarı Mehmet Paşa, Devlet Adamlarına Öğütler, (Nesyıhül-Vüzer vel-Ümer), (Derleyen ve Çeviren Hüseyin Ragıp Uğural), İzmir, 1990
ERGİN, Osman Nuri, Türk Maarif Tarihi, I-II, İstanbul, 1977
GÜNGÖR, Erol, Tarihte Türkler, Ötüken Yay, İstanbul, 1997
KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Millî Kültürü, (8 baskı), Boğaziçi Yay, İstanbul, 1993
KAZICI, Ziya, İslam Müesseseleri Tarihi, Kayıhan Yay, İstanbul, 1991
KİTAPÇI, Zekeriya, Türkistanda İslamiyet ve Türkler, Konya, 1988
KOÇER, Hasan Ali, Türkiyede Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi, MEB, İstanbul, 1991
Koçi Bey, Koçi Bey Rslesi, (Sadeleştiren Zuhuri Danışman), M E B, İstanbul, 1993
KURAN, Ercüment, Türkiyenin Batılılaşması ve Millî Meseleler, (Derleyen Mümtazer Türköne), T D V Yay, (2 baskı), Ankara, 1997
MERÇİL, Erdoğan, Müslüman -Türk Devletleri Tarihi, TT K Basımevi, Ankara, 1993
ÖZKAN, Salih, Türk Eğitim Tarihi, Tolunay Yay, Niğde, 1997
ÖZTÜRK, Ali, Ötüken Türk Kitbeleri, M E B, İstanbul, 1996
PAKALIN, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, I-III, M E B, İstanbul, 1993
UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkiltı, T T K, Basımevi, Ankara, 1988
TURHAN, Mümtaz, Kültür Değişmeleri, M Ü İlhiyat Fak Vakfı Yay, İstanbul, 1987
UĞUR, Ahmet, Epigrafi ve Paleografi, Erciyes Üni Yay, Kayseri, 1994
-----------------, Osmanlı Siyset-nmeleri, Kültür ve Sanat Yay, ?, 1987
UNAN, Fahri, “Bir Alimin Hayat Hikyesi ve Klsik Osmanlı Eğitim Sistemi Üzerine”, OTAM, S 8, Ankara, 1997, (ss 365-391)
YAKIT, İsmail, “Osmanlı İlmiye Teşkiltı ve Şeyhülislamlar”, Türk Yurdu, C 19-20, S 148-149, Ankara, 2000, (ss174 -187)
YAZICI, Nesimi, İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi, A Ü İlahiyat Fak Yay, Ankara, 1992
 
__________________
Sürekli dengemizi bozan insanları istememiz kendi dengesiz halimizi daha çok sevmemizden mi acaba?
İlişkili Etiketler

odevindir Ana Sayfam Yap Sık kullanılanlara ekle Cami Han Hamam Köprü Ve Medrese Hakkında Bilgiler Paylaş

Odevindir