ANA SAYFA   ÖDEV EKLE   İLETİŞİM   EN YENİLER   DERS SİTESİ   TOP 100   YGS Puan Hesaplama   KIZ OYUNLARI   Şimdi 37 Kişi Ödevde
 
 
          Ödev Ara                    
 
Oyunlar
Canlılar Alemiyle İlgili Merak Edilen Sorular Ve Cevapları
Hit: 1044      Tarih: 2010-01-21       Ekleyen: blackprens
odevindir »Alkolün Canlı Organizmalar Üzerindeki Etkileri
»ATATÜRK-ŞİİRSEL CANLANDIRMA
»Besinleri Zararlı Mikroskobik Canlılardan Korumak Amacıyla Geçmişten Günümüze Yöntemler
»Canlı Vericili Böbrek Nakli Ve Böbrek Ömrü
»Canlılar Alemiyle İlgili Merak Edilen Sorular Ve Cevapları
»CANLILARDA DOKULAR KONU ANLATIMI
»Canlılarda üreme Ve çoğalma
»Canlılardaki Organik Ve Inorganik Bileşikler
»Canlıların Beslenme Şekilleri
»Canlıların Dağılışında
»Canlıların Dünyasını Gezelim Tanıyalım
»Canlıların Ortak özellikleri
»Canlıların Sınıflandırılması
»CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI +rep
»Canlıların Sınıflandırılmasında Kullanılan Birimler

Canlılar Alemiyle İlgili Merak Edilen Sorular Ve Cevapları

1-Deniz kaplumbağaları yavruları neden ışığa yönelir?

Deniz kaplumbağaları yumurtalarını kumasal bırakırlar. Yavru bakımı bulunmaz. Anne kaplumbağalar yumurtladıktan sonra kumsalı terk ederler. Böylece yuvanın yerinin belirlenmesini önlerler. Yavrular geceleyin yumurtadan çıkarlar. İlk hedefleri denize ulaşmaktır. Bunun için dalga sesi ve ay ışığının suda yansımasını kullanırlar. Bu zaman içinde genlerine yerleşmiş bir davranış biçimi. Ancak günümüzde, yapılaşma ve araçların ışıkları bu canlıların deniz yerine, farklı yerlere yönlenmesine neden oluyor. Soylarının tehlikeye girmesinin bir nedeni de bu.

2-Balinalar soğuk kanlı mıdır

Hayvanlar bazı fizyolojik özelliklerine göre sıcakkanlı ve soğukkanlı olarak ayrılırlar. Son zamanlarda bu ayrıma sıcakkanlılar için sabitsıcaklı (homoiterm), soğukkanlı hayvanlar için değişkensıcaklı (poikloterm) terimleri kullanılıyor.

Omurgalı hayvanlar grubunda kuşlar ve memeliler sabitsıcaklı, amfibi, sürüngen ve balıklar değişkensıcaklı grubuna girer. Sabitsıcaklıların vücut sıcaklıkları her zaman aynıdır, değişmez. Değişkensıcaklılarınsa çevre koşullarına göre değişir.

Balinalar her ne kadar balık gibi suda yaşasalar da memeli sınıfının üyeleri olup sabitsıcaklı=homoiterm=sıcakkanlı hayvanlar grubundadırlar.

3-Kargaların ortalama ömrünün yaklaşık 200 yıl olduğunu duydum. Bunu kargalar nasıl başarıyorEğer bu doğruysa her yerde karga olmaz mıydı?

Doğada vahşi olarak yaşayan kargalar en fazla 13-14 yıl kadar yaşarlar. esaret altındaysa 40 yıldan fazla yaşayabilirler. İngiltereden verilen bir kayda göre kargalardan bir tanesi 80 yıl kadar yaşamış. Bilindiği gibi kuşlar esaret altında iyi bakılırlarsa normal yaşamlarında çok daha fazla yaşayabiliyorlar. Doğada koşullar her zaman daha zordur. Yiyecek bulması, barınması ve yırtıcılardan korunması için devamlı dinç olmak durumunda. Zaten direnci azalmaya başladığından ya yiyecek bulmakta zorlanıyor, olumsuz hava koşullarından kolayca etkilenebiliyor. Bunun sonucunda da doğal seleksiyona uğrayıp yerini başka bireylere bırakıyor.

4-Anadolu leoparının soyu nasıl tükendi?

Anadolu leoparının soyunun nasıl olduğu tükendiği konusunda kesin bir şey söylemek zor. Ancak eldeki bilimsel verilere göre bu hayvan en son 1974te Beypazarında avcılar tarafından vurularak öldürülmüş. Bu büyük olasılıkla son birey değildi. Ancak, o bireyden sonra bilimsel olarak Anadolu leoparına ait herhangi bir kayıt verilmedi. Son zamanlarda bu türü görüntülediğini iddia edenler var. Ancak somut olarak bir şey henüz ortaya konmuş değil. Soyu tükenme nedenlerine gelirsek yaşam alanı kaybı, avcılığının yapılması ve yeterli besin bulamama en büyük nedenler olarak karşımıza çıkar. 1974 yılında ise son birey vurulmuştur....

5-Sivrisineklerin doğaya sağladıkları fayda nedirDaha doğrusu böyle bir faydaları var mıdırOnlar olması doğanın dengesi bozulur mu?

Sivrisineklerin yaşam döngülerinde bildiğiniz gibi metamorfoz görülüyor. Yani larva, pupa ve ergin evreleri var. Larva ve pupa evreleri boyunca suda yaşıyorlar ve bu süre boyunca çeşitli sucul canlıların ya da böceklerin besini oluyorlar. Ergin evreleri de çeşitli canlıların besini oluyor ve buna ek olarak da, bazı canlıların yaşam döngülerinde “konakçı” olarak rol oynuyorlar. Bunlardan en bilineni, sıtma hastalığı etkeni olan Plasmodium.

Bir canlının ekosistem içerisinde bu şekilde tanımlanabilecek rolüne, besin ve enerji zinciri-ağları içerisinde bulunduğu yere, ilişkilerinin bütününün kendisine biçtiği işe "niş" adı veriliyor. Bir canlı türünün yok olması, eğer ekosistemde onun nişini doldurabilecek bir canlı bulunmuyorsa, kesinlikle doğal dengede aksamaya neden olur.

6-Kutuplarda yaşayan hayvanların renkleri neden genelde beyazdır?

Canlılar öncelikli olarak bulundukları ortama uyumlu renklerde olurlar. Sıcak ve nemli yerlerde yaşayan memeli ve kuşlar, serin ve kurak yerlerde yaşayan akrabalarına göre daha koyu renkli olma eğiliminde olurlar. Bu özellik kuzey enlemlerinden tropikal enlemlere gidildikçe memeli ve kuşlarda açık bir şekilde görülür. Nedeniyse, düşük sıcaklılarda renk maddesi olan melanin oluşumunun engellenmesi. Bu hem avlanmada hem de avcıdan saklanmada çok işe yarar. Bunun yanında bu durum her zaman böyle değildir. Karşı cinsi etkilemek isteyen bazı canlılar çok renklilik gösterirler.

7-Çift sarılı yumurtalardan çift civciv çıkar mı?

Çift sarılı bir yumurta, ovaryumdan serbest bırakılacakları zaman birbirinden ayrılmayan iki yumurta hücresinin, eşey kanalında kabukla kaplanması sonucunda oluşur. Çift sarılı yumurtalar, genellikle yeni yumurtlamaya başlayan ve yumurta oluşumları henüz senkronize olmamış genç tavuklarda görülür. Ancak bazı tavuklar kalıtımsal biçimde bu özelliğe sahiplerdir ve hayatları boyunca çift sarılı yumurtlama özelliği gösterebilirler.

Çift sarılı yumurtalarda yavru gelişimi çok olası bir durum değildir. Embriyo için yaşamsal bir gıda kaynağı olan yumurta akı, iki embriyo için yeterli değildir. Çift sarılı bir yumurtada yavru gelişimi meydana gelse de, yavrulardan biri yaşam savaşında diğerini yenmekte, ancak genellikle iki yavruda henüz yumurtadan çıkamadan yaşamlarını yitirmektedirler.

8-Köpeklerin bıyıkları ne işe yararKesildiği zaman ne olur

Köpekler memeli hayvan sınıfının üyeleri. Bedenlerinin hemen hemen tamamı kıllarla kaplıdır. Kıllar, ısı, yalıtım ve dokunma duyusunu algılama görevini yapar. Her birinin kökü, duyusal sinir ağıyla basket filesi gibi çevrilidir. Kökün yer değiştirmesiyle bir ileti beyne gönderilir algı oluşmasına neden olur. Köpeklerde bıyıklar diğer kıllara göre oldukça uzundur. Koku alma duyularını çok kullandıklarından her şeyi koklamak isterler. Bu arada bıyıklarını da kullandıklarından çevreyi algılama da, bıyıklar oldukça işe yarar. Kesilirse algılamalarında zorlanırlar.


9-Katırın oluşması için annenin eşek babanın at olması gerekir. Fakat anne at, baba eşek olur ise ne olur

Katırın oluşması için atın dişi, eşeğin de erkek olması gerekir. Tersi durumda, yani atın erkek, eşeğin dişi olması durumundaysa “bardo” denen, katırdan daha küçük ve daha az dayanıklı bir hayvan ortaya çıkar.

10-En uzun süre yaşayan canlı hayvan kaç yaşına kadar yaşıyorAdı ne

Yaşama süresi bilenen en uzun hayvan 177 yıl ile Galapagosta yaşayan dev kaplumbağa (Geochelone elephantopus). Bunu 123 yıl ile kutu kaplumbağası (Terrapene carolina), 100 yıl ile de uzun balina (Balaenoptera physalus) izliyor.

11-Hayvanlarda parmak izi var mıdır?

Evet, insan dışındaki yüksek primatlarda da parmak izleri bulunuyor. Hatta, bazı primat türlerinde kuyrukta da parmak izi görülüyor.
Bir primat olmayan koalada da deri kıvrımlarının ve dolayısıyla parmak izinin bulunduğu biliniyor.


12-Penguen bir kuş mudurKuş ise uçamama sebebi nedir

Evet penguenler Spheniscidae familyasına ait kuşlardır. Yalnızca güney yarımkürede bulunurlar. 18 tür vardır. Bir canlının vücut ve organlarının gelişiminde yaşam ortamları önemli rol oynar. Milyonlarca zaman içinde gerçekleşen bu süreçte, besin bulma ve hayatta kalma için canlı gruplarında değişik özellikler meydana gelmiş. Örneğin bazı memeliler (yunus, balina, vs ataları) deniz kıyıları inmek zorunda kalmışlar, suda avlanmaya başlamışlar. Uzun bir süre içinde kuyruklar ve ayaklar yavaş yavaş suda hareketi kolaylaştırmaya kürkteki kıllar azalmaya başlamış. Bugün gelinen noktaysa, tamamen suda yaşamaya uygun bir vücut yapısı olmuş (bu süreç yaklaşık 50 milyon yıl içinde gerçekleşmiş). Penguenlerde de büyük olasılıkla benzer bir durum söz konusu. Yani normalde uçmaya yarayan kanatlar, suda balık avlamak için yüzgeç biçimini almış. Bundan dolayı penguenler açan kuşlar değil, dalıcı kuşlar olarak günümüze kadar yaşamlarını sürdürmüşler.

13-Kış uykusuna yatan hayvanlar su içerler mi idrar bırakırlar mı?

Kış uykusu ya da hibernasyon denen olayda hayvan vücut etkinliklerinin tamamına yakını durdurur ya da çok yavaşlatır. Kalp atım sayısı, vücut sıcaklığı, vücudun diğer fonksiyonları çok yavaşlar. Uyku sırasında su içme ya da idrar bırakma olayı olmaz. İdrar birikince, uyanır idrarını yapar sonra tekrar kış uykusuna girer.


14-İnsan gibi dokuz ayda doğuran memeliler hangileridir

Memelilerde gebelik süresi genellikle büyüklükle ters orantı gösterir. Örneğin ev farelerinde 21, norveç sıçanlarında 21-22, evcil tavşanlarda 30-32 gün, tilkilerde 51 gün, evcil kedi-köpeklerde 60 gün, domuzlarda 114 gün, koyun ve keçilerde 149 gün, sığırlarda 280, atlarda 336, fillerde 600 gün kadardır. Bir doğumda meydana getirilen sayısı genellikle vücut büyüklüğüyle ters orantılıdır. Örneğin filler ve atlar 1, karnivorlar 3-5, kemiriciler 2-9 arasıdan yavru yaparlar.

Bunların yanında tür örnekleri verecek olursak
Bos taurus (yabani sığır): 9 ay
Capreolus capreolus (Karaca): 9 ay
Ursus arctos (ayı) : 6-9 ay
Martes foina (Kaya sansarı): 7-9 ay
Martes martes (Sansar): 7-9 ay
Delphinus delphis (yunus): 10-11 ay
Balaenaptera physalus (fin balinası): 11 ay

15-Tavşanın gözüne ışık tutulduğunda neden hareketsiz kalır?

Etkinliklerini gece yapan memeli hayvanların gözlerindeki retinada çubuk biçimindeki görme hücreleri fazla olur. Etkinliklerini gündüz yapan memeli hayvanlardaysa koni biçimindeki görme hücreleri fazla olur. Tavşanlar da etkinliklerini gece yapanlar. Dolayısıyla gözleri karanlığa ya da az ışıkta görmeye uyum yapmıştır. Birden güçlü bir ışık kaynağı, göze tutulduğunda geçici körlük gibi durum ortaya çıkar ve hayvan kendini tehlikeye atmamak için (koşarken bir yere çarpmak ya da düşmek) hareket etmez. Ancak çok yaklaşılırsa o zaman hızlı biçimde kaçabilir. Bunun yanında gece yapılan dalışlarda da benzer bir durum oluşur. fenerle girilen dalışlarda, fener balıklara tutulduğunda balıklar hareketsiz kalır.

16-Yılan ısırıklarına karşı panzehir kullanıyoruz ama nasıl oluyor da yılanın kendi zehri hem bizi öldürüp hem de kurtarabiliyor

Panzehir, vücut sıvısında zehire karşı oluşturulan serumdan ibarettir. Bizim aynı hızda oluşturamadığımız bu zehir-karşıtı direnme sıvısını, daha kolay oluşturabilen canlılardan alınıp çoğaltılarak üretildiği şekliyle kullanıyoruz. Yani, panzehir olarak bağışıklık tepkisi gösteremediğimiz bir zehir yeniden vücudumuza verilmiyor. Bu zehre karşı (ve o zehre özgü) oluşturulan anti-zehir sıvısı veriliyor.

17-Katırların üreme organları yani aktif bir erkeklik ve dişilikleri bulunur mu

Katırlar, at ve eşeğin insanlar tarafından çiftleştirilmesiyle elde ediliyor. Daha doğrusu katır, erkek eşekle dişi atın çiftleştirilmesiyle elde edilir. Bunun yanında erkek atla, dişi eşeğin çiftleştirilmesinden de “bardo” denen katırdan daha küçük ve daha az dayanıklı bir hayvan daha elde edilir. Atların 64, eşeklerin 62 kromozomu bulunur. Çiftleştirme sonucu oluşan hayvanın kromozom sayısıysa 63 olur. 63 kromozomlu hayvanda bir kromozom eşleşemez ve açıkta kalır. Bundan dolayı kısırlık gibi bazı genetik bozukluklar görülür. Özetle söylersek, hem katır hem bardonun üreme organları (dişi - erkek) var, ancak üreme becerileri yoktur. Bu durum doğal koşullar altında hiçbir zaman gerçekleşmez. Bundan dolayı katır ve bardo bir tür olarak da kabul edilmez.

18-Yıldırım düştüğünde balıklar neden çarpılmaz?

Yıldırım eğer karaya düşmüşse, balıklar sudadır da ondan...

Şaka bir yana; yıldırımın denize veya göle düşmesi halinde, etki alanı içinde balık varsa, sadece çarpılmakla kalmaz, oluşan ısıyla haşlanırlar da. Ancak, en güçlü yıldırımların dahi, adını hakeden büyüklükteki bir gölün veya denizin tamamını etkileyemeyeceği de açık...

19-Fare ısırırken insanların bu olayı hissetmesini önleyici bir enzim salgılıyor muFare ısırığı ile kulağı kemirilen, parmağı delinen vs. vatandaşlar hissetmediklerini sabah kalktıklarında farkına vardıklarını belirtiyorlar. Sebebini bildirirseniz sevinirim.

İnsanın uyurken fare tarafından ısırılması çok az rastlanan bir olay olup, daha çok yaşlı insanlarda ve çocuklarda gerçekleşir. Isırma olayında fare acıyı hissettirmeyecek bir enzim salgılamaz. Hissetmemenin nedeni, ısırma tekniği ve farenin diş yapısından kaynaklanır. Bunu yeni çıkan enjektörlere benzetebiliriz. Bilindiği gibi bu enjektörlerle yapılan iğnelerde acıyı genelde hissetmeyiz. Ayrıca, fare ısırdıktan sonra, ısırdığı bölgeyi nemlendirir ve bölgenin soğumasını da sağlar. Bazı farelerin pıhtılaşmayı önleyici enzim salgıladığı da biliniyor.

20-Bazı kaplanlar yeni doğmuş yavrularını reddediyorlar. Bunun sebebi nedir?
Memelilerde yavru bakımı oldukça emek gerektiren bir iş. Bakımın en üst seviyede olduğu bu hayvan grubunda bazen, yavruyu kabul etmeme durumu olabilir. Bunun iki temel nedeni var. İlki besin azlığı. Eğer ortamda besin azsa, anne yavrusunu besleyemeyeceğini anladığı anda, bakımını yapmaz, ya terk eder ya da öldürür. Bunun altındaki neden, kendisinin nasılsa tekrar doğurma şansı var. Doğada öncelikli olan sağlıklı ve güçlü olanın hayatta kalması. Diğer bir neden de yavrunun zayıf olması. Zayıf ve güçsüz bir yavruya hayvanın harcayacağı enerji, hem anneyi yorar hem de zayıf ve güçsüz özelliklerin populasyona girmesine neden olur. Bu yavrunun yaşama şansı da zaten yoktur. Anne bakımı bıraktığı anda büyük olasılıkla ölür. Diyelim büyük bir şansla yaşadı. Bu defa da bu hayvan da, bir süre sonra üreyeceğinden, kalitesiz genler populasyona girer ve populasyonun genetik yapısı zayıflar ve bir süre sonra da populasyon yok olur. Memelilerdeki bu davranışların amacı, bir sonraki nesli oluşturacak yavruların sağlıklı ve güçlü bir biçimde yetişmelerini sağlamak. Bunu ne kadar iyi becerirlerse, türün soyunun hayatta kalması o derece artar. Böylece hem boşa enerji harcanmamış olur hem de kaliteli genler bir sonraki nesle aktarılır.

21-Kış uykusuna yatan hayvan uyandırılabilir mi?

Teorik olarak evet. Kış uykusundaki bir canlının vücut sıcaklığı ve metabolizma hızı son derece düşmüş durumdadır. Vücut sıcaklığını artırmayı başarmanız halinde, hayvanı uyandırabilirsiniz. Ancak, uyanma hızı vücut sıcaklığının ne kadar düşmüş olduğuna ve dolayısıyla da normal vücut sıcaklığına erişim için geçecek zamana bağlıdır. Örneğin ayılar, kış uykusuna girdiklerinde vücut sıcaklıkları çok az bir düşüş gösterir. Bu nedenle de uyanmaları çok daha kısa sürer. Ancak kış uykusundaki küçük bir kemirgenin vücut sıcaklığı +2°Cye kadar düşüş gösterebilir. Dolayısıyla da bu canlının uyanması çok daha uzun sürecektir.

Doğal olmayan bir etken tarafından kış uykusundan uyandırılan hayvanlarda bazı fizyolojik bozukluklar görüldüğünün bilinmesi nedeniyle, arazi çalışmalarında hayvanların uyandırılmaması için uyandırılmaması ve rahatsız edilmemesi için büyük özen gösterilmektedir.

22-Kuşlar neden öterler

Kuşlar, genellikle üreme dönemlerinde öterler. Üreme dönemleri genellikle ilkbahar aylarına denk gelir. Bu dönemde kuşlar, kendi bölgelerini öteki kuşlara ilan etmek ve eşlerine kur yapmak için öterler. Bunun yanında, çeşitli tehlikelere karşı aynı türden başka kuşları uyarmak, bölgelerini korumak ve yaklaşan başka hayvanları uyarmak için de çeşitli sesler çıkarırlar.

23-Hastalanmayan tek hayvanın köpek balığı olduğunu biliyorum. Bunun bir açıklaması var mı?ya da köpek balığı hücresini insan vücuduna nakletmek mümkün mü
Hastalanmayan değil de hastalığa yakalanma olasılıkları çok düşük ve hastalıklara karşı oldukça dirençliler canlılar desek daha doğru. Bunun nedenlerinden birisi son derece güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaları. Bu sayede kansere de yakalanmazlar. Köpekbalığı kıkırdağı, hastalıkla savaşmak için bağışıklık sistemini canlandıran belirli proteinler içerir. Yapılan çalışmalarda köpekbalığı kıkırdağının, tümörler için gerekli olan yeni kan damarı oluşumunu memelilerdekine göre çok daha etkin biçimde baskıladığı ortaya çıkmış bulunuyor. Çalışmalar köpekbalığının kıkırdağındaki aktif maddenin direkt tümöre etkili olmadığını, ancak yeni kılcal damarlarla beslenmesini ve büyümesini durdurabileceğini gösteriyor. Bunun yanında köpekbalıkları antikorlarının (savunma hücreleri), insanınkilerin yarısı büyüklüğünde olmalarının, dokulara kolaylıkla nüfuz edebilmelerini ve zararlı oluşumları önlemelerini sağladığı düşünülüyor. Bir köpekbalığı hücresini insana nakletmek ve insanların daha dayanıklı olmasını sağlamak önümüzdeki 50 yıl için mümkün değil.

24-Arılar bal peteğini niye düzgün altıgen seklinde yaparlarYararı nedir

Arı peteğinin temel maddesi balmumu. Arılar balmumunu, karınları altında yer alan salgı bezlerinden salgılayarak yaparlar. Ağız kısmından dışarıya çıkan balmumun salgılanması için sıcaklığın 350C olması da gerekiyor. Bunun yanında balmumu üretimi arılar için çok fazla enerji gerektiren bir işlem. Örneğin, 1 kg balmumu yapmak için 22 kg bal tüketirler. Hatta yeni bir yuva yapacaklarında, eğer mesafe uygunsa eski yuvadan balmumu taşırlar. Arılar bu enerji gerektiren işlemi en en kolay yoldan en sağlam biçimde yapmak için binlerce yıllık evrimsel gelişim içinde en uygun petek biçimini olan altıgen biçimini geliştirmişler. Bu biçim, peteğin maksimum direncini sağlayabilmek ve en fazla balı depolamak için en uygun biçim. Yani birim alandan yararın en fazla sağlandığı biçim. Daire biçimli yuvalar olsaydı aralarda boşluklar oluşacaktı. Aynı biçimde beşgen biçimlide de. Üçgen ya da dörtgen biçimli yuvalarda boşluk kalmaz ancak bunlarda da fazla daha fazla malzeme kullanılması gerekir. altıgen biçimli yuva en az malzeme kullanılarak en fazla bal depolanabilen biçim. Arıların bu en uygun biçimi geliştirmesiyse, çok uzun zaman içinde çevre koşullarına, üreme durumlarına ve doğal düşmanlarına göre seçilmesiyle olmuş.

25-Ben hangi hayvanların siyah-beyaz gördüğünü ve bunun nasıl anlaşıldığını çok merak ediyorum.

Renkli görüş, omurgasız canlıların belirli gruplarından itibaren ortaya çıkıyor. Böcekler, omurgasız canlılar arasında en gelişmiş görüşe sahip olan grup. Bileşik gözlere sahip olan canlıların hemen tamamı, renkli görüşe sahip canlılar ve hatta bir kısmı, renk tayfının bizim göremediğimiz kısımlarında bulunan morötesi (UV) ışığı dahil görebiliyorlar. Renkli görüşe sahip canlılar arasında bazı balık cinsleri, bazı sürüngenler, kuşlar ve memeli canlıların çoğu bulunuyor.
Bunların dışında kalan hayvanlar da siyah-beyaz görüyorlar. Göz yapısında konik almaçlar bulunmayan hayvanlar, renkli görüşe sahip değiller. Örneğin, memeli hayvanların burada listeleyemeyeceğimiz denli büyük bir kısmı, renkli görüşe sahip değil.
Bir hayvanın renkleri görüp göremediğini anlamak için göz yapısının incelenmesi yeterli. Yapılan anatomik incelemeler, belirli bir canlının göz yapısı hakkında bir sürü bilgi verebiliyor. Bu bilgiler ışığında yapılan bilgisayar modellemeleri de, o canlının görüşünün tam olarak ortaya çıkarılabilmesini sağlıyor.

26-Boğalar neden kırmızı görünce saldırır

Boğaların saldırdıkları aslında kırmızı renk değil, harekettir. Çünkü boğalar, renkli görüşe sahip değillerdir ve sembolik olarak kullanılan “kırmızı”, aslında boğaların gözünde belli tonda bir “gri”dir. Ancak, zaten saldırgan olması için eğitilen ve bir de güreş sırasında enselerine saplanan şişler yüzünden bir de kendini savunmak için saldırı güdüleri iyice tetiklenen boğalar, önlerinde hareket eden matadora saldırırlar

27-Kedilerin bıyıkları kesilince dengelerini sağlayamadıkları doğru mu?

Kedilerin bıyıkları, aslında özelleşmiş duyu kılları. Bıyıklar dışında gözlerin üzerinde ve yanaklarda da benzer duyu kılları bulunuyor. Bıyıklar, özellikle görüşün zayıfladığı karanlık ortamlarda alternatif duyu organları olarak kullanılıyor.

Bu kılların hava basıncına kaşı olağanüstü hassasiyeti sayesinde, karanlıkta dolaşan bir kedi tarafından etraftaki nesneler rahatlıkla algılanabilir. Böylece, kediler gözleri yetersiz kaldığında bile, etraflarındaki nesnelere çarpmadan ilerleyebilirler. Geceleri avlanan (en azından yabanıl akrabaları öyle yapan) bir tür için çok kullanışlı olabilecek bu uyumun, aynı zamanda, geceleri yakalanan avların vücut pozisyonlarının algılanarak öldürücü ısırık için doğru yerin bulunmasında da rolü olduğu düşünülüyor. Gerçekten de, gündüzleri avlanan çitaların bıyıkları, geceleri avlanan kedigillere göre çok daha kısa.

Böylesine etkili bir alternatif duyu organından mahrum kalan kedilerin de, özellikle karanlıkta hareketleri oldukça kısıtlanıyor.

28-İnsan dahil pek çok memeli sadece yavru oluşturduğu dönemde süt verebilirken inek gibi bazı canlılar nasıl oluyor da sürekli süt verebiliyor

Meme bezlerinde süt oluşumu, doğumun hemen öncesinde salgılanan oksitosin hormonu etkisi altındadır. İnekler de aslında diğer tüm memeli hayvanlar gibi, yalnızca doğum sonrasında süt vermeye başlarlar.

Ortalama 2 yaşına erişen bir inek, gebe kalır ve yavrular. Yavru annesinden doğumdan hemen sonra süt emmeye başlar. Birkaç hafta içinde yavru annesinden ayrılır ve yetiştirici tarafından inekten süt sağılmaya devam edilir. Süt sağıldığı sürece, yaklaşık 300 gün boyunca inekten bu şekilde süt elde edilebilir. Bu süreç boyunca, süt üretiminin artması için ineğe yapay hormon takviyesi de yapıldığı olur.

29-Tavuklar erkek bir çiftinin olmamasına rağmen nasıl her gün yumurtlayabilir

Kuşların bir kısmında, kuluçkada belirli sayıda yumurtaya ulaşıncaya kadar yumurtlama devam ediyor. Tavuklar da bu cinslerden biri. Dişi kuşların yumurtlaması için mutlaka bir erkek kuşun varlığı gerekmiyor. Çünkü, bırakılan yumurtaların tamamı döllenmiş olmak zorunda değil. Yumurtlama döneminde çiftleşme gerçekleşmesi durumunda yumurtalar dölleniyor. Ancak, çiftleşme gerçekleşmezse de yine belirli sayıda yumurta üretiliyor (Bunu bir anlamda memelilerde görülen menstruasyona
benzetebiliriz).

30-Köpek, kedigiller, kuş ve balık gibi hayvanların çok çeşitli cinsleri olmasına rağmen; zürafa, fil gibi hayvanların çeşitlerinin olmaması nasıl bir genetik açıklamayla izah edilebilir?

Bu olayı genetik yerine, sistematik zooloji ile açıklayabiliriz. Sistematik zoolojide gruplar, büyükten küçüğe doğru alem, şube, sınıf, takım, aile, cins ve tür olarak adlandırılan gruplar içerisinde inceleniyor. Bu gruplarda büyükten küçüğe doğru inildikçe, ortak özellikler artarken, tür açısından çeşitlilik de azalıyor.

Kuşlar ve balıklar birer sınıfı oluşturdukları için, çok sayıda takım, aile, cins ve tür içeriyorlar. Köpekgiller ve kedigiller de birer aile. Dolayısıyla, bu gruplarda da birden fazla cins bulunabiliyor. Zürafa ve fil ise, kendi başlarına birer cins. Bu nedenle de, en fazla birden fazla tür, alttür ya da ırk içerebilirler.

Genetik açıdan bakacak olursak da, yukarıda vermiş olduğumuz sıralamada, alemden türe doğru inildikçe, genetik benzerlik artıyor. Bu da zaten, bir sınıf ya da aile içinde neden daha fazla genetik çeşitlilik görüldüğünün, cinse ve türe inildikçe de çeşitliliğin neden azaldığının en mantıklı açıklaması.

31-Şahinler yada kartallar gibi müthiş görebilen hayvanların gözleri bozulabilir mi(miyop, astigmat, hipermetropi gibi.)

Evet, hayvanlarda da göz bozukluklarına rastlanabiliyor. Herhangi bir nedenle göz küresinin şeklinin bozulması ya da göz merceğinin saydamlığını yitirmesi, tüm canlılarda benzer etkilerle sonuçlanıyor. Bazı hayvanların gözleriyse, insan göz sağlığı ölçülerine göre doğuştan “hipermetrop”. Yani, bazı hayvanlar belli bir mesafeden daha yakını net göremiyorlar. Buna en güzel örnek, en yakınımızda yaşayan bir küçük “avcı” türü olan evcil kediler. Evcil hayvanlarda bu gibi göz bozuklukları daha yaygın. Çünkü, doğal yaşamlarından kopmalarıyla birlikte artık avcı gözlerine eskisi kadar gereksinim duymuyorlar ve görüş yetenekleri, zaman içinde, yabanıl akrabalarına göre daha zayıf bir hale geliyor.

Bunun gibi doğuştan gelen özellikler dışındaki göz bozuklukları, doğada doğrudan başarısızlık nedeni. Ancak, doğal yaşamlarında görme yetenekleri ön planda olan avcılarda, göz bozukluklarının görülme oranı oldukça düşük. Doğada göz bozukluğu ciddi bir dezavantaj olduğu için, avlanamama ya da avcıdan yeterli verimlilikte kaçamama gibi koşullardan ötürü ölüm nedeni olabiliyor.

32-Yılanların zehiri neden kendilerine zarar vermiyor

Bir madde, zehir özelliği gösterebilmek için:
1) vücut sıvılarına karışmalı ya da doku tarafından emilmeli,
2) bu şekilde hedef organa ya da dokuya ulaşmalı,
3) ulaştığı son noktada hücre içine girerek metabolizmaya karışmalı, ve
4) organizmanın bünyesi tarafından “yabancıdır” etiketi alarak uygun bağışıklık tepkisini almalıdır.

Zehirli bir yılanın bir insanı ısırdığını ve bu türün zehrinin kan hücreleri üzerinde etkili olduğunu düşünelim:

1) yılanın ısırması sonrasında zehir, kan damarlarına geçerek kana karışır,
2) kan yoluyla taşınarak kan üretici organlara ulaşır,
3) ulaştığı dokularda hücre içine girer,
4) vücudumuz tarafından tanınmadığı için “yabancı” madde olarak algılanır ve antikor üretimi başlar. Bu arada kan hücrelerine zarar verici özelliği nedeniyle kan hücrelerini yok etmeye başlar. Vücudun bağışıklık cevabı olarak da akyuvar sayısında artış ve buna bağlı olarak ateş yükselmesi, ciltte morarmalar gibi belirtiler ortaya çıkar.

Yılanların ve zehirli olan diğer canlıların zehirleriyse, belli keselerin ya da bezlerin içinde depolandıkları ve diş-iğne-diken gibi yapıların uçlarına uzanan kanallarla doğrudan dışarıya verildikleri için bu aşamaların hiçbirinden geçmez. Avını zehirleyerek öldüren ve daha sonra yiyen türlerde de, zaten av tarafından metabolize edilerek zayıflatılmış olan bu zehre karşı doğal bir bağışıklık görülür. Bu nedenle de, zehirleri kendilerine zarar vermez.

33-Dünyanın en hızlı uçan böceğinin adını ve hızını öğrenebilir miyim

Yakın zamana kadar, dünyanın en hızlı uçan böceğinin, Avustralyada yaşayan ve saatte 98 km hızla uçabilen bir odonat (yusufçuk) olan Austrophlebia costalis olduğu düşünülüyordu. Ancak, geçtiğimiz yıllarda bir tabanid (at sineğine yakın bir tür) olan Hybomitra hinei wrightinin saatte 145 km hızla uçabildiği ölçüldü.

En hızlı koşan böceklerse, saatte yaklaşık 10 km ile Avustralya Kaplan böceği (Cicindela hudsoni) ve saatte 2,7 km ile Amerikan hamamböceği (Periplaneta americana).

34-Kafası kopan bir hamam böceğinin ölümünün sonunda açlıktan olacağını okumuştum. Bu doğru mu ve nasıl oluyor da kafasız olması sadece yemek yeme fonksiyonunu kısıtlıyorBir organının kopması onu öldürmüyor?

Hamamböceklerinde baş bölümü, sinir sisteminin oldukça küçük bir bölümünü taşıyor. Yani, baş bölgelerinde tam bir beyin olarak adlandırabileceğimiz bir yapı yok. Baş bölgesindeki sinir gangliyonları, daha çok ağız parçalarının hareketinden sorumlu. Sinir iletiminin merkezi sayılabilecek bölümleriyse, daha çok karın bölgesinde yer alıyor. Bu nedenle de başın kopması durumunda, yaşamsal etkinlikler önemli ölçüde bir sekteye uğramıyor.
Böceklerde, hemolenf adı verilen vücut sıvısı, sinüs olarak bilinen vücut boşlukları içinde serbest olarak dolaşıyor (açık dolaşım sistemi). Bildiğimiz anlamda kan damarları ve kapalı bir dolaşım sistemi bulunmadığı için de, kol, bacak, kanat ya da bazen baş bölgesinin kopması kan kaybı nedeniyle ölüme yol açmıyor.
Baş bölgesi koparılan bir hamamböceği, aslında açlıktan ziyade susuzluktan ölüyor. Çünkü hamamböceklerinin sıklıkla her gün beslenmeleri gerekmiyor. Kabuk tabir ettiğimiz dış iskeletlerinin yapısını oluşturan kitinin buharlaşmayı önlemesi sayesinde kuraklığa da dayanıklı canlılar olmaları nedeniyle, bu ölüm 5 ile 9 gün arası bir zaman alabiliyor.

35-Devekuşu sahiden de kafasını kumun içine sokar mıEğer bunu yapıyorsa hangi durumlarda ve niçin yapıyor?

Hayır, devekuşları aslında kafalarına kuma ya da toprağa gömmezler. Bu söylenti, büyük olasılıkla, dinlenmek amacıyla boynun aşağıya uzatılması ve başın yere yatırılması sırasında ortaya çıkan görüntünün yanlış anlaşılmasından dolayı süregelmiştir.
Kendini tehlike altında hisseden devekuşları da, bazen başlarını yere doğru indirerek yatırma davranışı gösterebiliyorlar. Bu da, yine büyük olasılıkla, düşmanlarının kendilerini bir termit yuvasına benzeteceği düşüncesiyle yapılıyor.
Yanlış anlaşılmaya yatkın olan diğer bir görünüm de, yuvada bulunan yumurtaların gelişimlerine yardımcı olmak için yapılan bir davranış olabilir. Yumurtalar bu amaçla gaga ile çevrilirler ve bu esnada başın yine aşağıya indirilmesi ve boynun iyice kıvrılarak yuvaya gömülmesi, başın kuma sokulduğu şeklinde görünebilir.

36-Karıncaların yuvalarına götürdüğü yiyecekleri yemediğini, onlardan ürettikleri mantarlarla beslendiğini duydum, doğru mudur

Evet, mantar yetiştiren karıncalar da var. Güney Amerikadaki yaprak kesici karıncalar yuvalarındaki “bahçede”, çeşitli bitki ve ağaçlardan kopardıkları çiğnenmiş yapraklardan ürettikleri mantarları yiyerek besleniyorlar. Ancak, karıncaların tümü bu şekilde beslenmiyor.

Karıncaların besinleri türden türe değişir. Kimisi meyvelerle ve tohumlarla beslenirken kimisi de kendi boyutlarındaki omurgasız hayvanlar ve ara sıra da omurgalı ölüleriyle besleniyorlar. Bazıları da öbür hayvanlardan arta kalan leşlerle besleniyor. Bazılarının, kendi türlerinin ölüleri hatta yumurtalarıyla da beslendikleri biliniyor.

Bazı karınca türlerininse daha ilginç beslenme yöntemleri var. Örneğin, siyah bahçe karıncası (Lasius niger) ve bazı kırmızı karınca türleri. Bunlar, yaprak bitleriyle işbirliği yapıyorlar. Yaprak bitlerini gülağacı gibi bitkilerin gövdesine yerleştiriyorlar ve bitkinin özsuyuyla beslenmesine izin veriyorlar. Daha sonra, aç karınca anteniyle yaprak bitinin arkasına bir darbe indiriyor ve yaprak biti bu darbeyle tatlı bir madde üretiyor. Bunun karşılığında da, karıncalar yaprak bitlerini düşmanlarından koruyor ve bazen de kendi yuvalarında barınmalarına izin veriyorlar.

37-Bazı hayvanlarda yalnızca dişi cinsiyetin olduğunu okumuştum. Mümkünse dünyada bulunan bu tür hayvanların türlerini, nasıl ürediklerini öğrenmek istiyorum. Ve sadece erkek birey barındıran türler de var mı

Canlının dişi üreme hücresinde döllenme olmadan, mitoz bölünmeyle yeni bir bireyin oluşması “partenogenez” olarak adlandırılıyor. Bu üreme çeşidinde yumurta n kromozomlu ise oluşan yeni birey de n kromozomlu oluyor. Bu üreme şekli arılarda, su pirelerinde, karıncalarda, bazı kelebeklerde, bazı balıklarda ve bazı kertenkele türlerinde görülüyor.

Böceklerde, 3 farklı tip partenogenez görülebiliyor.
1. Apomiktik partenogenez:
Yaprak bitlerinde (afidlerde) görülen bu üreme tipinde, “kök dişilerden” sonbahar aylarında partenogenez yoluyla, normal şekilde üreyebilen dişiler ve erkekler gelişiyor. Bu dişilerin ve erkeklerin normal şekilde çiftleşmelerinden oluşan kış yumurtalarından da, ilkbaharda, partenogenetik dişiler gelişiyor.

2. Jeneratif partenogenez:
Bu üreme tipinde, döllenmemiş yumurtalardan yalnızca erkekler, döllenmiş yumurtalardan da yalnızca dişiler gelişiyor. Bu partenogenez tipi de arılarda ve karıncalarda görülüyor.

3. Otomiktik partenogenez:
Bu partenogenez tipinde, populasyonda yalnızca dişi bireyler yer alıyor. Bu üreme şeklinde ya yumurta ve bir kutup cisimciği birleşerek 2n kromozomlu bir birey gelişiyor (yalancı döllenme), ya da yumurta ilk mitozu geçirdikten sonra, bu iki yeni oğul hücre birleşerek diploid bir parazigot oluşturuyor. En sık görülen partenogenez tipi de bu.

Ancak partenogenezde, mutlaka yumurta hücresinin bulunması gerekiyor. Bu nedenle de, bazı türlerde belirli mevsimlerde erkek bireylerin sayısı çoğalsa da, populasyonda yalnızca erkek bireylerin olduğu türler yok. Konuya getirilebilecek diğer bir açıklama da, yumurta ve sperm hücrelerinin oluşum döngülerinden yola çıkmayı gerektiriyor. Her iki oluşum döngüsünde de, art arda geçirilen mayoz bölünmeler sonucunda toplam 4 hücre meydana geliyor. Yumurta hücresi oluşumunda (oogenezis), bu 4 hücreden yalnızca 1 tanesi oosit olarak gelişirken, diğer 3ü kutup cisimcikleri olarak kalıyor ve partenogenezdeki yalancı döllenmede devreye giriyor. Anca sperm oluşumunda (spermatogenezis), bu 4 hücrenin 4ü de sperm olarak gelişiyor ve yumurta hücresi içeriğinden farklı hücresel özelliği nedeniyle, sperm hücreleri tek başlarına gelişim gösteremiyor.

38-Bildiğim kadarıyla, bazı hayvanlarda acı bizim hissettiğimiz gibi hissedilmiyor (mesela balıklarda). Benim merak ettiğim şey şu: "acı duygusu" bu gibi ilkel hayvanlarda sadece irkilmeyle mi ortaya çıkarYani tek tepki bu mudur

İlkin, balıkların “ilkel” canlılar olmadıklarını belirtmek istiyorum.
Balıkların acı çekmediği; bunun nedenininse, insanlarda ve omurgalı başka canlılarda bulunan ve acı çekmede rol oynayan beyin yapılarının balıklarda bulunmaması olduğu söylenir. Ancak, bunun tersini gösteren araştırmalar var. Örneğin, İngiltereden bir grup araştırmacı, balıkların derilerinde ve başlarında, dokularda zedelenme olduğunda bunu beyne ileten alıcılar bulunduğunu; balıkların, acı veren bir uyarıcıya çeşitli tepkiler verdiklerini gösterdiler. Alabalıklarla yapılan araştırmada, bazı balıkların çenesine, acı verici zehirli maddeler enjekte edilmiş. Balıkların bu duruma, başka tepkilerin yanı sıra, dudaklarını buruşturmak ve sallanmak gibi tepkiler de verdikleri gözlenmiş. Bu tepkiler, memeli canlılarda ve başka omurgalılarda acı çekmenin psikolojik göstergeleri olarak kabul ediliyor. Araştırmacılara göre, balıkların da acı çektiği açık.


39-Neden bütün memeliler regl olmazlar

Regl adını verdiğimiz olay, dişinin yumurta hücrelerinin olgunlaşması sonrasında, gebelik gerçekleşmediği takdirde dışarı atılması. Memelilerin tümünde, belirli periyodlar dahilinde, yumurta hücreleri olgunlaştırılıyor ve eğer gebelik gerçekleşmezse dışarı atılıyor. Farklı canlı türlerinde bu periyod, büyük farklılık gösterebiliyor. İnsanlarda her ay iken, bazı canlılarda 6 ayda bir, bazılarında yılda bir defa, bazılarında da 2-3 senede bir gerçekleşebiliyor. Doğada, “üreme mevsimi” adı verilen dönemler, dişilerin yumurtalarının olgunlaştığı zamanlar. Bu mevsimlerde, dişiler ve erkekler bir araya gelerek çiftleşiyorlar. Bu nedenle de, doğadaki memeli canlıların büyük çoğunluğunda, “boşa giden” yumurta sayısı oldukça az. Kısacası, senede 1 ya da 2 defa yumurta hücresi olgunlaştırılıyorsa, hemen her defasında dişi gebe kaldığı için, bu yumurtalar dejenere olup dışarı atılmıyor. Bu yüzden de, söz konusu memelilerde bir “regl” hali gözlemiyoruz.

40-Hayvanlarda kan grubu var mıdır

Evet hayvanlarda da kan grupları bulunur. Kan grupları, alyuvarların zar yüzeyinde bulunan çeşitli proteinler nedeniyle ortaya çıkıyor. Farklı hayvan gruplarında da farklı zar proteinleri bulunuyor. Bu nedenle, hayvanlarda da kan grupları mevcut. Örneğin kedilerde 3, köpeklerde 11 farklı kan grubu görülüyor. Çoğu zaman da, bizlerdeki, yani insanlardaki A-B-O kan grubu sisteminden farklı kan grubu sistemleri görülüyor. Kan gruplarına ek olarak, kanda bulunan çeşitli faktörler de, bu kan gruplarında çeşitli alt gruplar oluşturabiliyorlar.

41-Sizlere sormak istedigim bir sorum var. Dünyada yumurtlayan memeli türü var mıdırVarsa bunların adlarını, türlerini ve evrelerini açıklarsanız sevinirim.

Evet dünya üzerinde bilinen iki tür yumurtlayan memeli bulunmaktadır. Bunlar Monotremler adı verilen ornitorenk (Ormithorhynchus anatinus) ve ekidnadır (Tachyglossus aculeatus). Bu canlılar sürüngenlerle kimi ortak özellikler taşırlar; onlar gibi küçük yumurtalar meydana getirirler. Kürkle kaplı bir vücutlarının olması, sıcak kanlı (sabit vücut sıcaklıklı) olmaları ve yavrularını sütle beslemeleri ise memelilerle paylaştıkları ortak özeliklerdir. Bu yüzden bu canlılar yumurtlayan memeliler olarak adlandırılırlar.
Monotremler her ne kadar süt üretseler de meme uçlarına sahip değildirler. Bunun yerine süt annenin göbeğinde bulunan özelleşmiş bezlerden salgılanır. Yavru annesini burnuyla dürterek sütün salgılanması için uyarır ve gelen sütü annesinin kürkünün ve göbeğinin üzerinden yalayarak beslenir.

Ornitotrenkler bahar aylarında çüftleşirler. Yumurtlama, kuluçka evresi, ve yumurtadan çıkma, uzun ve dolambaçlı oyuk yuvanın sonunda gerçekleşir. Bu yuvalar genellikle 5-10 m olmakla birlikte, 30 metreye kadar olanlarına da rastlanmıştır. Anne, yumurtları sıcak tutmak için vücuduyla sarar.
Dişiler döllenmeden yaklaşık 7-14 gün sonar yumurtlarlar. Yavrular 4 -5 ay içinde olgunlaşır.
Ornitorenk dünya üzerindeki en garip canlılardan biridir.

42-Böcekler, sinekler neden ölünce genelde ters dönüyorlar

Bir böcek öldüğünde, fizik kurallarına göre, vücudunun en ağır bölgesi yere ilk çarpacak şekilde düşer. Çünkü bacaklar, vücudun ve kanatların ağırlığını taşıyamaz ve bu nedenle de ters dönerler. Bu bölge, çoğunlukla da vücutta yüzey hacmi en geniş olan bölge olduğu için, böcek düştüğü şekilde kalır. Vücut yüksekliği genişliğinden daha fazla olan böceklerse, öldükleri zaman, yan olarak düşerler.

43-Sineklerin bir yere kondukları zaman ön ayaklarını kaldırıp birbirlerine sürtmelerinin sebebini merak ediyorum.

Sinekleri daha yakından gözlemlerseniz aslında sadece ayaklarını birbirine sürtmediklerini fark edeceksiniz. Sinekler aslında ayaklarını, proboscis adı verilen, ağızlarından bir uzantı şeklinde çıkan ve beslenme için kullandıkları hortumlarına sürterler. Bildiğimiz kadarıyla bunu yapmalarının iki amacı var. Birinci amaç, proboscise yapışmış olan polen tanelerini ayaklar yardımıyla temizlemek. İkincisi ise, sineklerin ayaklarından tat almalarıyla ilgili. Sinekler normalde kıvrık duran proboscisi uyarmak için ayaklarının üzerindeki duyarlı kılları kullanırlar. Ayakların sürtünme hareketi, bu kılların hortumu yani proboscisi uyarmasını sağlar. Bu sayede sinekler, besin alımı sırasında enerji tasarrufu yapmış olurlar. (Sineklerin besini proboscis aracılığıyla aldıklarını hatırlatalım.) Ayaklarıyla tat alabildikleri için her seferinde, kıvrık durumdaki proboscisi açıp, besinin olup olmadığını kontrol etmelerine gerek kalmaz. Böylece, besinin olup olmadığını ayakları aracılığıyla anlayıp sadece gerektiği zaman proboscisi açmış olurlar.

Bunlara ek olarak, sineklerde göz kapağı bulunmadığı için gözlerini temizlemek amacıyla ayaklarını gözlerine sürttükleri de biliniyor.


44-Neden bazı insanlar sivrisineklere diğerlerinden daha çekici gelir?

Bilim insanları, sivrisineklerin kurbanlarını neye göre seçtiklerini hala araştırıyor. Gerçekten de bazı insanlar sivrisinekler için oldukça popülerken bazıları da hiç ilgi görmüyor. Sivrisineklerin, beslenmeden önce, bazı etkenler için gereken çok çeşitli ve farklı ihtiyaçları var. Sivrisineklerin fizyolojik gereksinimlerinin birçoğu halen pek iyi anlaşılabilmiş değil. Bu yüzden kan emebilcekleri bir kişiyi seçerken kullandıkları yöntemlerin çoğu hala bizler için sır. Dişi sivrisineklerin yerimizi bulabilmek için solunum sırasında dışarıya verdiğimiz karbondioksiti ipucu olarak kullandıkları biliniyor. Kan arayan bir sivrisinek nefemizden havaya yayılan ince karbondioksit akışını takip ederek derimize ulaşır. Bize ulaştıkları zaman kendilerine uygun bir kurban olup olmadığımıza karar veririler. Folik asitin bu aşamada çok önemli bir rol oynadığı düşünülüyor. Kullanılan saç spreyi, parfüm, deodorant ve sabun gibi kozmetik ürünlerin güzel kokuları kimyasal ipuçlarını örtebilir. Buna rağmen bu kokular sivrisineği itebilir de çekebilir de. Koyu renkler ısıyı tuttuğu için birçok insanı sivrisinekler için daha çekici kılar. Açık renkler ise ısıyı yansıttığı için genellikle ilgi çekmez. Fakat tüm bunlara rağmen bir sivrisineğe neden belirli bir kişinin çekici geldiğini sadece sivrisineğin kendisi bilir.

45-Büyük kedigiller (aslan vs.) de kediler gibi mırıldar mı

Kedigillerde mırıldama, çoğunlukla durumdan hoşnutluk anlamını taşır. Büyük kedigillerde de, özellikle yavrular kardeşleriyle oynarken veya anneleri tarafından temizlenirken, mutluluk belirtmek amacıyla mırıldamaya rastlanır.
Kedigillerin mırıldamasını sağlayan esas yapı, gırtlaklarında bulunan hyoid kemiğidir. Bu kemik, büyük kedigillerde ses tellerindeki fibroelastik doku ile kaynaşır. Bu nedenle büyük kedigiller, minik dostlarımız kadar uzun süreli mırıldayamazlar, ancak onlardan çok daha güçlü bir ses çıkarırlar.

46-Arılar birisini soktuktan sonra neden ölürBu bütün arı türlerinde olur mu?

Arılar, eşekarıları ve karıncalar, “Hymenoptera” adı verilen böcekler takımının üyeleridir. Bu böcekler, aynı zamanda, aslında erişkin dişilerin yumurta yerleştirme uzantıları (ovipozitör) olan “iğne”ye sahip olan tek böceklerdir. Bazı türlerin iğneleri üzerinde bulunan küçük çıkıntılar, sokma sonrasında iğnenin yara içerisinde kalmasına neden olur. Bu durumda, vücudunun arka bölümünden bir parça kopan böcek, bu hasar nedeniyle hayatta kalamaz.
İlişkili Etiketler

odevindir Ana Sayfam Yap Sık kullanılanlara ekle Canlılar Alemiyle İlgili Merak Edilen Sorular ve Cevapları Paylaş

Odevindir