ANA SAYFA   ÖDEV EKLE   İLETİŞİM   EN YENİLER   DERS SİTESİ   TOP 100   YGS Puan Hesaplama   KIZ OYUNLARI   Şimdi 37 Kişi Ödevde
 
 
          Ödev Ara                    
 
Oyunlar
Medyanın Tanıtıma Katkıları , Tanıtımın Turizme Katkıları , Turizmin Ekonomiye Katkıları Ve Medyanın Ekonomiye Dolaylı Ya Da Doğrudan Katkıları
Hit: 99      Tarih: 2012-01-08       Ekleyen: medusaa
odevindir »Bütün önemli Belgelerinizi, Medya Ve Uygulamalarınızı Her Türlü Aksilik Ve Arızaya Ka
»Drm Removal Ile DRM Koruması Engeline Son! DRM Koruması Olan Medya Dosyalarını Istedi
»DVD Filmleri IPhone, IPod, Zune Gibi Taşınabilir Medya Oynatıcılarda, Kaliteden ödün
»Flash 8 MedyaSoft
»Medya Ve Demokrasi
»Medya Ve Demokrasi - John KEANE
»Medyada Geçen Hafta
»Medyanın Tanıtıma Katkıları , Tanıtımın Turizme Katkıları , Turizmin Ekonomiye Katkıları Ve Medyanın Ekonomiye Dolaylı Ya Da Doğrudan Katkıları
»MEDYUM
»Sabit Diskte Veya Bir Medyada Kayıtlı, Hasar Görmüş, Açılmayan Fotoğraf Dosyalarınızı
»StarBurn Ile Her Türlü CD, DVD, Blu-Ray Ve HD-DVD Medyası Hazırlayabilirsiniz. Progra
»Taşınabilir Medya Oynatıcınızda Izlemek Veya Daha Küçük Boyutlarla Arşivinizde Yedekl
»Tüm Pogramların Içerisinde Yer Alan Resim, Video, Ses, Müzik Ve Buna Benzer Medya Içe

Medyanın Tanıtıma Katkıları , Tanıtımın Turizme Katkıları , Turizmin Ekonomiye Katkıları Ve Medyanın Ekonomiye Dolaylı Ya Da Doğrudan Katkıları

Turizmde Tanıtım ve Reklam :
Tanıtma kavramının bugünkü anlam ve kapsamına sahip olmasında “çağdaş pazarlama yaklaşımı”nın önemli etkisi olmuştur. “Dinamik yaklaşım”da denilen çağdaş pazarlama yaklaşımı, tüketicinin istek ve ihtiyaçlarının ön plana alındığı ve bunlara yanıt verebildiği ölçüde başarılı olunabileceği kabul eden ve “talep arzı belirler” sloganıyla özetlenebilecek bir yaklaşımdır.

Medya konusunda birçok şey yazıldı, konuşuldu, araştırmalar yapıldı. Elime geçen bir araştırma da Dünya Bankası'nca yapılmış. Dünya Bankası konuya ekonomik kalkınma açısından yaklaşmış. Medyanın ekonomik kalkınmadaki rolünü irdeleyen çalışma "Doğruyu Söylemek" (Right to Tell) adını taşıyor.(*)

97 ülkeyi irdeleyen ve birçok tanınmış uzmanın görüşlerine yer veren Dünya Bankası çalışmasında, medyanın ülkenin ekonomik kalkınmasına olumlu katkı yapması için üç şartın yerine getirilmesi gerektiğini dile getiriyor. Bu şartlar;

1. Bağımsızlık,

2. Kaliteli bilgi sağlama,

3. Geniş bir tabana erişebilme,

şeklinde sıralanıyor.

Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn, çalışmayı sunuşunda, bağımsız bir medyanın;

' Yolsuzluklarla mücadelede ederek,

' Hükümetlerin yönetim tarzlarını iyileştirerek ve

' Bilgilerin kamuoyuna doğru aktarılması yoluyla da kişilerin ve kurumların daha iyi karar vermesini sağlayarak,

kalkınmaya önemli katkısı olduğunun altını çiziyor.

Wolfensohn, bağımsız medyanın kırılgan yapısına değinerek;

' Hükümetlerin veya güçlü özel grupların medyadaki hakimiyetinin fazlalığının,

' Medyadaki eğitimsiz insan gücünün varlığının,

' Kullanılan teknolojinin güncellerine kıyasla düşüklüğünün,

' Sorumsuz haberciliğin,

medyanın ekonomik kalkınmadaki rolünü azalttığını özellikle belirtiyor.

Dünya Bankası Başkanı'nın üzerinde durduğu hususlar yabana atılır konular değil. Özellikle, hükümetlerin veya siyasilerin dolaylı ya da dolaysız kontrolü altındaki basın ve yayın organlarının ekonomik kalkınmaya negatif etkileri birçok araştırmada açıkça ortaya çıkıyor.

Dünya Bankası'nın bu son çalışmasında görev alan ve süper ekonomistlerden biri olan George Stiglitz, devletin bazı bilgilerini saklama gücünü artırma olgusunun ancak şeffaf ve açık bilgi akışı ile önlenebileceğini vurgulamaktadır. Stiglitz, özellikle devlete ait bilgilerin bir "kamu malı" niteliğinde bulunması nedeniyle demokrasi ile idare edilen ülkelerde vatandaşların kamu malları hakkında bilgi sahibi olma haklarının bulunduğu savını dile getirmektedir.

Bu gerçeğin değişik bir yansıması da güçlü özel sektör kuruluşlarının medyadaki hakimiyetlerinde gözlenmektedir. Bu tür bir yapılanmanın bağımsızlığı zedeleyen bir unsur olması ötesinde, dar bir görüş ve güçlü bir grubun sesini yansıtan sahiplik yapısının zararlarına değinilerek, rekabetçi bir ortam yaratılması yoluyla bilginin sağlıklı biçimde dağıtılmasının ekonomik kalkınmaya olumlu katkı yapacağının altı çizilmektedir.

Ayrıca, medyanın bağımsızlığının kırılgan bir nitelik taşıdığının da gözden uzak tutulmaması gerekir. Bu kırılganlığı yaratan nedenlerin başında devletin veya güçlü özel sektör gruplarının hakimiyeti gelmekle birlikte medyanın kendisinden kaynaklanan noktaların da bulunduğu çalışmalarda dikkate alınmıştır.

İyi bir medya eğitimi almamış insan gücü, sektörün en önemli sorunlarından birini oluşturmaktadır. Bu yapı, düşük bir teknoloji ile birleştiğinde ise sorumsuz habercilik ve manipülasyon da beraberinde gelmektedir. Bu çalışmaya katılan Nobelli yazar Gabriel Garcia Marquez, 50 yıl önce gazetecilik okullarının hiç popüler olmadığına değinerek, şimdiki durumun çok farklı olduğunu ve medyada eğitimin oldukça geliştiğini belirtmesine karşın sorunlar halen devam etmektedir.

Yale Üniversitesi profesörlerinden Robert Shiller, medya haberlerinin piyasalar ve giderek ekonomiyi etkilemesi üzerinde dururken, haberlerin basit ve fakat tahmin edilebilir etkiler yarattığını, ancak bunların inanıldığından daha az olduğu savını ileri sürüyor. Shiller, medyanın piyasa hareketlerinin oluşmasında ve bu hareketlerin uyarılmasındaki rölünün ise önemli olduğunu söylüyor. Bu da, kuşkusuz ekonomik kalkınmaya olumlu ya da olumsuz yansımalar yaratıyor.

Gelecek hafta medyanın ekonomiye olumlu katkısı için gerekli üç şart; yani bağımsızlık, kalite ve geniş tabana erişebilme konularına değineceğim.

(*) Djankov, McLiesh, Nenova, Shleifer, "Media Ownership and Prosperity", The Right to Tell, The Role of Mass Media in Economic Development, The World Bank, Washington DC, 2002,


Medyanın ekonomik kalkınmaya katkısı (II) 27/08/2003 d

Dünya Bankası'nca yapılan, 97 ülkeyi irdeleyen ve birçok tanınmış uzmanın görüşlerine yer veren çalışmada, medyanın ülkenin ekonomik kalkınmasına olumlu katkı yapması için üç şartın yerine getirilmesi gerektiği dile getiriliyor.

Bu şartlar;

1. Bağımsızlık,

2. Kaliteli bilgi sağlama,

3. Geniş bir tabana erişebilme,

şeklinde sıralanıyor. Bunlara kısaca bir göz atmakta yarar var.

Medyada bağımsızlık kavramını tanımlamak oldukça güç. Çalışmada, bağımsızlık konusunun ölçülmesinde 4 kriter üzerinde durulmuş.

Birincisi sahiplik. Sahipliğin kamuda mı, özel sektörde mi, çalışanlarda mı, yoksa sermaye piyasalarında mı olacağı önemli bir konu.

Bazıları, bilginin bir kamu malı olduğu şeklinde George Stiglitz'in savını kabul etmelerine karşın, kamunun sahipliğine itiraz ediyorlar. Bunlar kamunun bilgileri saklayabileceğinin veya manipüle edebileceğinin üzerinde duruyorlar.

Buna karşı, özel sektörün sahipliliğine itiraz edenler ise, bir kamu malı olan bilgiyi kullanırken özel sektörün işin sosyal boyutunu gözetmeyeceği üzerinde duruyorlar. Özel sektör, medya gruplarının iş çevreleri ve hükümetle beraber hareket ederek bilgiyi yanlı verebileceğini belirtiyorlar. Ayrıca, özel sektörün medyayı kontrol altında tutarak kendilerine tanınma veya şöhret olma gibi finansal olmayan olanaklar da sağladıklarının altını çiziyorlar.

Dünya Bankası'nın araştırmasında, incelenen 97 ülkedeki medya sahipliliğinde iki temel grup öne çıkıyor. Bunlar devlet ve ailelerin kontrolündeki özel sektör. Bu iki gurup medya sahipliliğinde ön sıralarda yer alıyorlar. Çalışanların veya diğer sermayedarların payı çok düşük. Grafik bunu gösteriyor.

Gelişmekte olan ülkelerde devlet 5 büyük gazetenin yüzde 30'unu, 5 büyük televizyonun ise yüzde 60'ını kontrolü altında tutuyor. Oysa Belçika, Fransa ve Japonya'da özel sektör yüzde 50-60 oranında sistemde mevcutlar. Bu oranlar Kanada'da yüzde 66, Avustralya'da ise yüzde 83 düzeyinde. Ülkeler geliştikçe medyada özel sektörün payı artıyor.

İkinci bağımsızlık kriteri ise, medyadaki kurumların ekonomik yapısının sağlamlığı ve finansman olanaklarının da mevcut bulunması noktasında toplanıyor. Medyanın ticari bir iş olduğu düşünüldüğünde, kâr etmeyi hedeflemesi, çeşitli finansman seçeneklerinden yararlanması ve bunu rekabetçi bir ortamda gerçekleştirmesi beklenir.

Bu unsurlara devletin uyguladığı genel ekonomi politikalarının da eklenmesi bir olmazsa olmaz koşuludur. Medya, diğer firmalar gibi, ülkenin bir sanayi kuruluşu niteliğinde bulunması nedeniyle uygulanan ekonomi politikalarından etkilenmesi kaçınılmazdır.

Eğer sistemin ekonomik yapısı sağlıklı değilse, bu şirketleri de etkiler. Finansman olanaklarını daraltır. Rekabeti kısıtlar. Bu durumda medya sahipleri iki değişik seçeneğe doğru yönelirler. Bunlardan biri monopolleşmek, diğeri ise işlerini birçok sektöre yayarak kendilerini bir anlamda "hedge" etmek yani riski dağıtarak korumaktır.

Bu iki seçenek hem medya hem de ülke için zararlıdır. Bunu önlemenin yolu ise, sağlıklı bir ekonomik yapıya sahip olmaktan ve çağdaş finansman olanaklarını yaratmaktan geçmektedir.

Bağımsız bir medya için bir başka kriter de etkin ve adil bir yasal yapının mevcudiyetidir. Bu tür bir yasal yapının iki yönü vardır. Birincisi, yapının bilgi alınmasını kolaylaştıran veya bir başka ifade ile bilgi almayı zorlaştıran engelleri azaltan nitelikte olması gerekir. Bilgiye ulaşma olanaklarının yasal olarak kolaylaştırılması medyanın bağımsızlığı ile yakın ilişkidedir.

Örneğin, ABD'de devlete ait bilgilere serbestçe ulaşılabilmesi için çıkartılan kanun, devletin saydam olma niyetini göstermesi nedeniyle önemli bir altyapı oluşturmaktadır. Bu kanuna göre belirli süreler ve şartlarla her kişi veya kurum, ABD hükümetinden her konuda bilgi isteyebilir.

Yasal yapının bir diğer yönü de bazı konularda elde edilen bilginin kullanımının kısıtlanmasıdır. Bunun nedeni ise kişilerin medya yolu ile karalanmalarının veya yargısız medya infazlarının önlenmesidir. Kişileri karalayan veya hakkında yanlış beyanlarda bulunan medya ağır bir cezaya çarptırılmaktadır.

Dördüncü bağımsızlık unsuru, medyanın diğer sanayi ve hizmetlerle yakın ilişkide olduğu alanlardaki politika uygulamalarıdır. Örneğin, medya için hayati öneme sahip kağıt ve dağıtım alanlarında bazı kısıtlamalar veya kontroller varsa, burada medyanın bağımsızlığından söz etmek zordur. Bu alanlarda özellikle devlet uygulamaları birçok ülkede bağımsızlığı zedeleyen öğeler olarak gözlenmektedir.

Medyanın ekonomiye olumlu katkısının gerçekleşmesi için gerekli bir başka şart olan kaliteye önem verme konusunda, kalitenin tanımındaki zorluklar nedeniyle sorunlar bulunmaktadır. Gabriel Garcia Marquez'in tanımı ile "en iyi haber ilk öğrenilen değil, en iyi sunulandır" ifadesi, kalitenin tanımına yardımcı olan bir görüşü yansıtmaktadır. Tek taraflı, dar bakış açılı haberler kaliteyi etkiler.

Bunun yanında;

' Haber değerliliğine uygun yayın yapan,

' Politik gündemi etkilemeyen,

' İdeolojilere yakınlık hissettirmeyen,

' Kurumun stratejileri ve kârlılığı ile uyumlu,

' Eğitime önem veren,

' Kapasiteli çalışan ve yöneticilere sahip,

' Dürüst, önyargısız ve hesap verebilen,

' Sorumluluk duyguları gelişmiş,

medya, kaliteli medya tanımı içinde yer almaktadır.

Geniş bir tabana yayılamayan medya ne yazık ki kalkınmaya da fazla katkıda bulunamıyor. Ayrıca medyanın kapsam alanının fazlalığı ile kişi başına düşen milli gelir arasında da yakın bir ilişki olduğu yapılan çalışmalarda gözleniyor. Kuşkusuz, gelenek ve kültür düzeyi de bu ilişkilerde yer alıyor. Altyapının durumu da medyanın erişilebilirliliğini artıran bir unsur.

Sonuç olarak, yukarıda belirttiğimiz tür kaliteyi bağımsızlıkla uyuşturduğunuzda ve kapsam alanını genişlettiğinizde medyanın ekonomik kalkınmaya katkısı artıyor. Bu oluşum ne derecede gerçekleşir ve güçlenirse katkı o kadar büyüyor.

Dünya Bankası çalışmasının özeti bu. Hem ilginç hem de politikalar oluşturmada yararlı.

Medyada sahiplilik oranları

Gazete sahipliliği Televizyon Sahipliliği

Çoklu sermayedar % 4 % 5

Çalışanlar % 4 % 0

Diğer % 6 % 1

Devlet % 29 % 60

Aileler % 57 % 34

Kaynak: Djankov, McLiesh, Nenova, Shleifer, "Media Ownership and Prosperity", The Right to Tell, The Role of Mass Media in Economic Development, The World Bank, Washington DC, 2002. Sahife 141.
Çin devalüasyon yapacak mı? 15/10/2003 d

Dünya ekonomilerinin gündemine oturan konulardan birini de, Çin'in devalüasyon yapıp yapmayacağı oluşturuyor. Konu yıllardır gündemde ama son zamanlarda daha sıkça konuşulur bir hale geldi. Türk ürünlerine önemli rakip bir ekonomi olması nedeniyle Çin'in kur rejimi bizi de yakından ilgilendiriyor.

Çin uzun yıllardır sabit kur rejimini uyguluyor. Yuan, ABD Doları'na karşı sabit tutuluyor. Ancak sabit kur rejimleri 90'lı yıllardan önce övgü ile anılırken, çıkan finansal krizler sonrası canı yananlar artık bu fikirde değiller. Bu tür bir kur rejimini ülkelerin tek başına sürdüremeyeceğini savunanlar, yüksek büyüme hızlarına sahip Çin'in günün birinde devalüasyona gitmekten başka bir çaresinin olmadığı iddialarını yineliyorlar.

Çin yetkilileri ise yıllardır "hayır, biz hem yılda yüzde 8 büyürüz, hem de sabit döviz kurunu muhafaza ederiz" görüşündeler. 1999 yılında Shanghai'da yapılan ve BIS'e üye merkez bankalarının başkanlarının katıldığı toplantıda, o tarihte Çin Merkez Bankası Başkanı olan__ uzun açıklamalarını dinlemiş ve bu konudaki kararlılığını gözlemlemiştim.

Şimdi de aynı kararlılık devam ediyor. Ayrıca yuanın devalüasyonuna neden gerek olmadığı konusunda da oldukça güçlü ve geçerli fikirler oluşturmuşlar.

Çin Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Lu Ruogu'nun konuyla ilgili görüşlerini kendisinden bizzat dinledim. Diyor ki;

. Bu yıl bizim ihracatımız 265 milyar dolara, ithalatımız ise 256 milyar dolara ulaştı. Yuan değer kazanıyor ama biz dış ticaret açığı vermiyoruz. Ödemeler dengemizde bir sorun oluşmadı.

. Çin'e çektiğimiz direk yabancı sermaye stoku 448 milyar dolara düzeyinde. Sadece bu yıl 60 milyar dolar tutarında yabancı sermaye Çin'e gelip, yatırım yapacak.

. Globalleşen bir dünyada döviz kurunun düzeyi sadece dış ticarete konu mallardaki gelişmelere yani ithalat ve ihracata göre belirlenemez. Başka faktörleri de göz önüne almak gerekir. Örneğin, Çin ekonomisindeki;

- Donuk krediler,

- Verimsiz kamu kuruluşları,

- İşsizlik,

gibi sorunlar mevcutken döviz kuru ile oynayıp bu sorunları daha da derinleştiremezsiniz.

. Çin'in ihracattaki rekabet kaynağını ucuz ve kaliteli işgücü oluşturmaktadır. Çin'de sanayi sektöründe çalışan bir işçinin yıllık toplam ücreti 1.300 dolardır. ABD'de aynı işçi için bu miktar 31 000 dolardır. Bu durumda devalüasyon yapsanız ne kazanç sağlarsınız?

. ABD ile Avrupa arasındaki ticaret sorunları döviz kurunun düzeyinden çok başka politika alanları ile ilgilidir. Biz ABD ile ticaret dengesi açısından fazla veren nadir ülkelerden birisiyiz. ABD ile olan dış ticaret fazlamızın bu yıl 28 milyar civarında gerçekleşeceğini bekliyoruz.

. Biz, ABD ekonomisine ucuz ve kaliteli mal veriyoruz. Yaptığımız hesaplar, aynı malları başka ülkelerden alacak Amerikalı tüketicilerin 15 milyar daha fazla harcama yapacaklarını gösteriyor.

. ABD ekonomisinin tasarruf oranı çok düşüktür. Bu düşüklüğü telafi için dünyanın birçok yerinden tasarruf ithal etmek zorundalar. Çin ekonomisi de bu transfere yardım ediyor. Bir devalüasyon tasarruf oranı ile birlikte bu transferi azaltır.

. Döviz kuru çıpası bizim ekonomimizin istikrarı için çok önemlidir. Devalüasyon bu istikrarı bozar. İstikrar bozulursa büyüme de durur.

Bu gerekçelere baktığınızda Çin otoritelerinin yuanı devalüe etmemekteki kararlılıklarını güçlü argümanlarla desteklediklerini gözlüyorsunuz. Çin ayrıca, yatırımları ile tasarruflarının milli gelirlerine oranı yüzde 40'a ulaşan ve son beş yıldır büyüme hızını yüzde 8'lerde tutabilmiş bir ekonomik gelişme düzeyi ile globalleşme sürecinde liderliğe oynayabilecek bir yapı gösteriyor.

Uzakdoğu ekonomileri üzerine güçlü yorumları ile tanınan Kenneth Courtis "Çin'de gelecek 30 yılda 700 milyon kişi işgücü olarak sisteme girecektir. Dolayısıyla yüksek oranlı büyüme Çin'in en önemli gücüdür ve bundan vazgeçemez" şeklinde bir gerçeği işaretliyor. Ayrıca "Çin'in 20-25 yıl içinde finans, sanayi ve teknoloji alanlarında dünyanın en önemli merkezi haline geleceğinin de gözardı edilmemesini" vurguluyor. Ancak sorun bu büyüklükteki bir ülkenin global ekonomiye nasıl entegre edileceği noktasına gelip takılıyor.

Bütün bunları dikkate aldığımızda, Çin yetkililerinin devalüasyon yapıp trendi ve istikrarı tersine çevirme kuşkusu nedeniyle sabit döviz kuru rejimini devam ettirecekleri açık ve seçik. Büyümeye de aynı hızla ivme kazandıracaklar. Yılda 60 milyar dolar yabancı sermaye çeken ve dış ticaret hacmi 500 milyar doları aşan Çin'i, bir devalüasyonun yapmayacağı beklentisi ile, yakından izlemek gerekiyor.
İlişkili Etiketler

odevindir Ana Sayfam Yap Sık kullanılanlara ekle medyanın tanıtıma katkıları , tanıtımın turizme katkıları , turizmin ekonomiye katkıları ve medyanın ekonomiye dolaylı ya da doğrudan katkıları Paylaş

Odevindir